İZDOB sezonu Carmina Burana balesi ile açıyor

İzmir Devlet Opera ve Balesi 2018-2019 sezonunu 1 Ekim’de Carmina Burana balesi ile açıyor.

1.Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali’nde binlerce sanatseverin beğeni ile izlediği Carmina Burana balesi, 1 Ekim 2018 Pazartesi günü saat 20.00’da Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde sunulacak.

 

 

 

Yarasa

İZDOB yeni sezonda; 7 opera, 1 operet, 8 bale, 1 kantat, 3 çocuk oyunu ile onlarca konseri İzmirli sanatseverlerin beğenisine sunacak.

Minyatür Gece

Geçen yıllarda olduğu gibi; Elhamra Sahnesi’nin yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi, Dokuz Eylül Üniversitesi’ne ait Sabancı Kültür Sarayı, Bornova Kültür Merkezi’nde, Ege Üniversitesi’ne ait Atatürk Kültür Merkezi, Kültürpark Atatürk Açıkhava Tiyatrosu’nda da etkinlikler sunulacak.

Sihirli Dünya

İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin 2018-2019 sezonunda sahneleyeceği YENİ ESERLER şunlar:

1001 Gece Masalları

Cavalleria Rusticana – Palyaçolar “opera”

Pietro Mascagni’nin Cavalleria Rusticana ve Ruggiero Leoncavallo’nun Palyaçolar adlı operaları 23 Ekim 2018 tarihinden başlayarak İzmirli sanatseverlerin izlenimine sunulacak. Şef Tulio Gagliardo ve Vladimir Lungu yönetiminde sahnelenecek olan eserlerin rejisini Haldun Özörten üstleniyor.

Fındıkkıran “bale”

Piyotr Ilyic Çaykovski’nin ölümsüz balesi Fındıkkıran, 22 Aralık 2018 tarihinde prömiyer yapacak. Eser, şef Tolga Taviş yönetiminde ve Mehmet Balkan koreografisiyle sahnelenecek.

Bach Kahve Kantatı

9 Ocak 2019 tarihinden başlayarak sahnelenecek olan Johann Sebastian Bach’ın Kahve Kantatı sezon boyunca sanatseverlerin izlenimine sunulacak.

Zarzuela Akşamı “zarzuela”

Ülkemizde ilk kez sunulacak olan bu gösteri 23 Şubat 2019’da prömiyer yapacak. Gösteri, İspanyol ulusal şarkılarının en seçkin örneklerinin büyük orkestra ve danslar eşliğinde sahnelemesi olarak İzmirli sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Zarzuela Akşamı Tulio Gagliardo yönetiminde konuk İspanyol koreograf Carlos Vilan’ın sahne düzeni ile sahnelenecek.

Lucia di Lammermoor “opera”

Gioacchino Donizetti’nin dünya opera sahnelerinde en çok oynanan eserlerin başında gelen bu operası, 11 Nisan 2019 tarihinden başlayarak operaseverlerin beğenisine sunulacak. Eser, şef Alessando Cedrone yönetiminde sahnelenecek.

Geçen sezonlarda sahnelenen ve bu sezonda da yinelenecek eserler:

Giacomo Rossini’nin komik operası Sevil Berberi, Carl Orff’un aynı adlı eserinin müziği ve Robert North’un koreografisiyle sahnelenecek olan Carmina Burana balesi bu sezonda sahnelenmeye devam edecek.

Bach Alla Turca ve Dansın Rengi adlı birer perdelik baleler sezon programı içinde yer alacak.

Çaykovski’nin çeşitli eserlerinden alınan ve Tolga Taviş tarafından düzenlenen müziği eşliğinde sahnelenmekte olan Romeo ile Juliette balesi bu sezonda da sahnelenmeye devam edecek.

Geçen sezon prömiyeri yapılan Giuseppe Verdi’nin La Forza del Destino adlı operasın sahnelemesi sürdürülecek.

Birkaç yıldır oynanmakta olan Tolga Taviş’in Hekimoğlu adlı operası yinelenmeye devam edecek.

Mozart operaları içinde önemli bir yere sahip Don Giovanni operası da programda yer bulacak. Minyatür ve Gece adlarıyla sahnelenen birer perdelik baleler yine sezon programında yer alıyor.

İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin geleneksel hale getirdiği ve Alsancak Rotary Kulübü işbirliğiyle yapılmakta olan Ulusal Genç Solistler Yarışması bu sezonda da yapılmaya devam edecek.

Çocuk Oyunları:

Bu sezon programında yer alan çocuk oyunları da şunlar:

Murat Cem Orhon’un müziği Zeynep Ergüven’in metni ile Şekeronya ve Hülya Nüfusçu’nun çeşitli bale müziklerini kullanarak sahneye koyacağı Kırmızı Çiçeğin Rüyası adlı çocuk balesi ve Haldun Özörten’in Sihirli Dünya adlı çocuk oyunu.

İstanbul Devlet Tiyatrosundan Yeni Sezona Merhaba..

İstanbul Devlet Tiyatrosu, 2018-2019 sezonunda yerli ve yabancı yazarlardan oluşan seçkin repertuvarıyla 40. Yılını kutlamaya hazırlanıyor.

Sezonun ilk prömiyerini 3 Ekim Çarşamba günü “Bir Peri Masalı Radyum Kızları” ile yapacak olan İstanbul Devlet Tiyatrosu 11 Ekim’de “Hırçın Kız” ve 18 Ekim’de sahnelenecek olan “Kendi Gök Kubbemiz (Yahya Kemal)” oyunları ile tiyatro severlerle buluşmaya devam edecek.
Ağustos ayından itibaren yoğun çalışma temposuyla provalarına devam eden İstanbul Devlet Tiyatrosu, Kasım ayı ile birlikte “Sahibinin Sesi”, “Kosovalı Peer Gynt” oyunlarının yanı sıra 7’den 70’e aile oyunları olan “Keloğlan Keleşoğlan” ve “80 Günde Devri Alem”i sahneleyecek. Ardından sıradaki yeni oyunların provalarıyla çalışmalarını sürdürecek.

Bir Peri Masalı Radyum Kızları
3 Ekim Çarşamba günü Üsküdar Tekel sahnesinde tarihinde prömiyerini gerçekleştirecek olan Karden Kasaplar’ın yazıp Laçin Ceylan’ın yönettiği Bir Peri Masalı Radyum Kızları; erkek egemen anlayışa ve kapitalist düzene direnme başarısı gösteren kadınların girdikleri hukuk mücadelesini sahneye taşıyor. Yakup Çartık’ın ışıklarını tasarladığı oyunun dekor tasarımında Gökhan Yücesal, kostüm tasarımında Dilek Kaplan, koreografide Tuğçe Tuna’nın imzası var. Oyunda; Çiğdem Aygün, Deniz Danışoğlu, Merve Şeyma Zengin, Ezgi Erdilek, Refiye Genç, Sena Başdoğan, Okan Değirmenci, Tuğçe Aksum, Kerem Tanık, Ebru Terzi, Esra Balaban, Gamze Cankara, Mustafa Ergüven, Hasan Ali Yıldırım, Oğuz Edis’ten oluşan kalabalık ve genç bir kadro var.

Hırçın Kız
11 Ekim Perşembe günü Cevahir Salon 1 sahnesinde prömiyer yapacak olan Hırçın Kız, yıllar sonra Yücel Erten’i Devlet Tiyatrosu ile buluşturuyor. Oyun, Sinyor Battista’nın biri fevkalade hırçın ve dik başlı, diğeri uysal ve uyumlu iki kızının evlilik maceraları çevresinde döner. Nurettin Sevin’in çevirdiği oyunun dekor tasarımı Ethem İzzet Özbora’ya, kostüm tasarımı Nalan Alaylı’ya, ışık tasarımı Yakup Çartık’a, müzikler ise Emil Tan Erten’e ait. Oyunda; Uğur Hakan Güneri, Veda Yurtsever, Turan Günay, İlkay Akdağlı, Hakan Meriçliler, Fatih Dokgöz, Zülfükar Ali Sinan Demir, Burak Altay, Çiğdem Yıldız, Ahmet Taşdemir, Ahmet Kurt, Başak Ova, Bilal Ercan, Büşra Saraç, Erdem Bilgi, Hakan Siylim, Mehmet Emrah Hamşioğlu, Muhammed Yıldız, Oya Ünal ve Özlem Karataş rol alıyor.

Kendi Gök Kubbemiz (Yahya Kemal)
18 Ekim Üsküdar Stüdyo Sahnesinde prömiyer yapacak olan Kendi Gök Kubbemiz (Yahya Kemal) adlı oyunda; eski yenisi, doğu batısı, vatanı ve İstanbul sevgisiyle insana dair her tür özlem, aşk ve ölüm gibi temalar Yahya Kemal’in dizelerinde geçmişe bir yolculuk yapar. Sönmez Atasoy’un yazdığı Okday Korunan’ın oynayıp yönettiği oyunun dekor ve kostüm tasarımında Şirin Dağtekin Yenen’e, ışık tasarımında Önder Arık’a, müziklerde ise Timur Selçuk’a yer verilecek.

Keloğlan Keleşoğlan
1 Kasım Perşembe günü Üsküdar Tekel Sahnesinde prömiyerini yapacak olan gençlik oyununda Keloğlan sıradan bir hayat yaşarken ansızın beklenmeyen durumlarla karşılaşıp küçük bir aydınlanma yaşar ve hayata karşı bakış açısı değişir. Bu değişiklikle içindeki gücü fark ederek tembelliğini ve kendine olan güvensizliğini bir kenara bırakıp kendini ve çevresini olumlu yönde etkilemeye başlayarak bambaşka bir Keloğlan’a dönüşür. 10 yıl boyunca kapalı gişe oynayan Ulviye Karaca’nın yazıp yönettiği oyun aynı zamanda 42. Sanat Kurumu Jüri Özel Ödül sahibi. Oyunun dekor tasarımında Zeki Sarayoğlu, kostüm tasarımında Melike Başkan, ışık tasarımında Zeynel Işık, dekor ve kostüm proje uygulamada Burcu Melek Bozan, müziklerde ise Kemal Günüç yer alıyor. Oyunda; Ümit Bahadır Tunç, Bahadır Tecimen, Muammer Çağatay Keser, Meltem Müge Tunç, İrem Sövütçü, Nazlı Benan Özkaya, Nejdet Erdem, Berk Yaparel, Yağmur Çağlan, Alper Utku Ateş, Abbas Arda Çoban, Barış Dizer, Orkun Huylu, Ömer Oduncu, Ezgi Cankurtaran, Hasan Pehlivanoğlu, Tuğba Ülgen, Pelin Sağun, Alkan Demir, Sefa Köksal, Ferhat Işıktaş, Erman Bacak, Alp Aydın’dan oluşan genç bir kadro görev alıyor.

80 Günde Devri Alem
18 Kasım Pazar günü Cevahir Salon 2 Sahnesinde prömiyer yapacak olan 80 Günde Devri Alem; Bay Plieas Fogg dünyayı seksen günde gezebileceğine dair bir iddiaya girer ve bu uğurda elinde avucunda ne varsa hepsini ortaya koyar. Ancak bu yolculukta onu aklına gelmedik maceralar ve aksilikler beklemektedir. Jules Verne’in yazıp Gökhan Kocaoğlu’nun yönettiği oyun 7’den 70’e tüm izleyicileri kucaklayacak eğlenceli bir oyun. Oyunun dekor tasarımı Aytuğ Dereli’ye, kostüm tasarımı Burcu Melek Bozan’a, müzikler ise Oktay Köseoğlu’na ait.

Sahibinin Sesi
2 Aralık Pazar günü Üsküdar Tekel Sahnesinde prömiyer yapacak olan Sevim Burak imzalı Sahibinin Sesi, 22. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında İskender Altın rejisiyle oynanacak. Oyun; çok kültürlülüğün, parçalanmanın, deliliğin izlerini sürerek yazılmış Zembul ve Bilal’in trajik aşkını sahneye taşıyor. Oyunun dekor tasarımını Şirin Dağtekin Yenen, kostüm tasarımını Çevren Günger, ışık tasarımını Akın Yılmaz, müzikleri Cem İdiz, koreografiyi Sibel Sürel, dramaturgiyi ise Canan Kırımsoy üstleniyor. Oyunda; Fatih Topçuoğlu, Ebru Aytürk, Lebib Gökhan, Meltem Evcioğlu, Oğuz Tunç, Eren Özyalçın, Murat Yatman, Esra Akbaş, Tayfun Sav, Nazlı Uğurtaş, Berk Sezenler, Duygu Başkaya, Burak Aksak rol alıyor.

Kosovalı Peer Gynt
25 Aralık Salı günü Cevahir Salon 2 sahnesinde prömiyer yapacak olan Kosovalı Peer Gynt oyunu; 1990-2014 yılları arasında ülkesindeki olumsuzluklardan kaçıp diğer Avrupa ülkelerinde yaşamını sürdürmeye çalışan genç bir insanın dramatik serüvenini gerçekçi-şiirsel bir dille anlatıyor. Yeton Neziray’ın yazıp Senem Cevher’in çevirdiği oyunu Saydam Yeniay yönetiyor. Behlüldane Tor’un dekorlarını tasarladığı oyunun kostüm tasarımı Mihriban Oran’a, ışık tasarımı Nejat Karaorman’a, koreografi Alparslan Türkeş Karaduman’a, dramaturgi ise Yeşim Gökçe’ye ait. oyunda Güneş Hayat ve Erşan Utku Ölmez rol alacak.

Ömer Asım Aksoy ödülü Neşe Aksakal Duman’ın

Aksoy Ailesiyle Dil Derneği’nin her yıl düzenlediği ve bu yıl deneme dalında verilen “Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü”nün sahibi, ‘Türler Arası En Güzel Yolculuklar’ kitabıyla Işık Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Neşe Aksakal Duman oldu.

Yaşamı boyunca dil devriminin savunucusu olan ve 1993’te yaşamını yitiren Ömer Asım Aksoy’un düşünce ve yapıtlarını gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla, 1995’ten bu yana Türkçeye ve Türk yazınına katkıda bulunan yazarlara verilen Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü’nün bu yılki sahibi, Işık Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Öğretim Görevlisi Neşe Aksakal Duman oldu.

Bu yıl birçok yazarın yapıtıyla aday olduğu ödül, Adnan Binyazar, Yüksel Pazarkaya, Cengiz Bektaş, Feridun Andaç, (aile adına) Sevgi Özel’den oluşan seçici kurulun oyçokluğuyla Türler Arası En Güzel Yolculuklar adlı deneme kitabıyla Neşe Aksakal’a verildi.

Ödülünü Dil Derneği’nin Ankara’daki merkezinde düzenlenen törenle alan Neşe Aksakal Duman yaptığı konuşmada, “Mustafa Kemal Atatürk’ün cepheye cephane taşınan tahta bir sandığa daha sonra kitaplarını doldurup yanında taşımaya başlaması şu anlama geliyordu: “Bundan sonraki devrim kültür devrimidir.” Kurulduğu yıldan beri Dil Derneği’nin ve Ömer Asım Aksoy’un bütün çalışmaları kültür devrimine hizmettir. Ulusal Kurtuluş Savaşı’na bizzat katıldıktan sonra ikinci mücadeleyi kültür alanında sürdüren, Türkçenin gelişmesine büyük katkı sağlamış Ömer Asım Aksoy adına ülkemizin önemli kurumlarından Dil Derneği’nin düzenlediği bu ödülü almak benim için oldukça gurur verici.” dedi.

Türler Arası En Güzel Yolculuklar’a kaynaklık eden konuların çoğunun, Işık Üniversitesi’ndeki derslerinde öğrencilerle sürdürdüğü çalışmalardan ve tartışmalardan doğduğunu vurgulayan Duman, “Bu nedenle çalışmalarımı destekleyen kurumum adına da aldığım bir ödüldür. İncelediğim ana metinlerin dışında, benim terimlerin Türkçeleştirilmesiyle ilgili derslerimin de bu yazılara esin verdiğini söyleyebilirim. Umarım buradaki kavramlar kalıcı olur.” diye konuştu.

Süreyya Operası’nda ilk konuk Simon Ghraichy

İstanbul’da özellikle müzik sanatına tahsis edilmiş tek mekanı olan Süreyya Operası 12’inci sanat yılında perdelerini yeniden açıyor. Süreyya Operası’nın yeni sezonu, 28 Eylül Cuma akşamı İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB)’nin açılış konseri ile başlayacak.

Süreyya Operası Oda Müziği Konser dizisinin ilk konseri ise, ünlü Deutsche Grammophon sanatçılarından piyanist Simon Ghraichy olacak.

FRANSIZ PİYANİST SIMON GHRAICHY İLE SEZONA MERHABA
New York’taki Carneige Hall, Berlin Filarmoni Salonu, Paris’teki Champs Elysées Tiyatrosu gibi dünyanın önde gelen salonlarını kapsayan bir dünya turnesinde olan Fransız piyanist Simon Ghraichy Süreyya Sahnesi’nde olacak. 32 yaşındaki Meksika ve Lübnan kökenli Fransız piyanist Simon Ghraichy’nin piyano resitalinde Schumann, Debussy, Marquez, Albéniz gibi önemli isimlerin eserleri yer alacak.

‘DON KİŞOT’ VE ‘ALEKO’ SAHNEDE
Opera programında bu yıl iki yeni eser var. Massenet’in ‘Don Kişot’ operası ile Rahmaninov’un ‘Aleko’su. Geçen yıllarda sahnelenen ‘The Rake’s Progress’, ‘Falstaff’, ‘Ninatta’, ‘Bayezit’ operaları bu mevsimde de oynanmaya devam edecek. İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) Verdi’nin müziği ile hazırlanan ‘Üç Silahşörler’ balesini yeni bir prodüksiyonla sahneleyecek. ‘Don Kişot’, ‘Judith’ baleleri ile ‘Üç Bale’ 2018-2019’da da izleyicilere sunmaya devam edecek.

KONSERLER DE SÜREYYA SAHNESİNDE
İDOB programında bu yıl çok sayıda konser yer almakta. Verdi’nin ‘Requem’i ve Rossini’nin ‘Stabat Mater’i gibi ünlü dramatik, lirik büyük orkestra ve koro eserleri seslendirilecek. Adnan Saygun’un sevilen eseri ‘Yunus Emre Oratoryosu’ bale ve opera sanatçılarının işbirliğiyle sahnelenip icra edilecek. Her yıl olduğu gibi Haziran ayında İKSV’nin düzenlediği Uluslararası Müzik Festivali’nin bazı konserleri Süreyya Operası’nda icra edilecek.

FUAYE KONSERLERİNE GİRİŞ ÜCRETSİZ
Bu sezon yine fuaye konserleri programlandı. KBSO’nun düzenlediği fuaye konserlerinin yanı sıra İDOB da akşamüstleri fuaye dinletileri dizisi hazırladı. Bilindiği gibi bu konserlere giriş ücretsiz. Bu yılın dinleti programlarında bu yıl 100’üncü ölüm yıldönümü olan Fransız besteci C. Debussy’nin eserleri dikkat çekiyor.

ULUSAL BESTE YARIŞMASI

KBSO 2017 ve 2018 yıllarında oda orkestrası için beste yarışmaları düzenlemişti. Bu yarışmalarda ödül kazanan eserler CD olarak yayımlandı. Çoksesli Türk müziği oda orkestrası repertuvarı yeni eserler kazanmış oldu. KBSO 2019 yılında ise bu defa değişik bir müzik formatında; ‘Piyanolu Dörtlü (Quartet) Yarışması’ açtı. 50 yaşına kadar olan besteciler için açılan bu yarışma, 2019 Şubat ayında ödül kazanan eserlerin icra edileceği final konseriyle sonuçlanacak. Böylece piyano, keman, viyola, viyolonsel dörtlüsü için yerli eser repertuvarına yeni özgün bestelerin kazandırılması amaçlanıyor.

SERGİ: ÖLÜMÜNÜN 150. YILINDA ROMA OPERA TİYATROSU ARŞİVİNDE ROSSİNİ
Her yıl hazırlayıp Süreyya fuayelerinde sunulan ‘müzik sanatı’ temalı sergilerde bu yıl İtalya’dan gelen Rossini sergisi yer alacak. Bu ilginç ve özgün sergi, 16 Kasım-15 Aralık arasında Süreyya Operası’ndaki sergilenişinden sonra Avrupa’nın değişik şehirlerinde de beğeniye sunulacak.

2018 Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nün sahibi Adalet Ağaoğlu

Can Yayınları’nın kurucusu Erdal Öz’ün anısını yaşatmak için ailesi tarafından her yıl düzenlenen Erdal Öz Edebiyat Ödülü, yeni sahibini buldu.
Başkanlığını Handan İnci’nin üstlendiği, Asuman Kafaoğlu Büke, Oğuz Demiralp, Sibel Irzık, Cemil Kavukçu, Ömer Türkeş ve Faruk Duman’dan oluşan Seçici Kurul, Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nün on birincisinin Adalet Ağaoğlu’na verilmesini kararlaştırdı.
Ödülün gerekçesinde şu ifadeler yer aldı: 16 Eylül 2018 Pazar günü toplanan Erdal Öz Edebiyat Ödülü Seçici Kurulu, çağdaş edebiyatımızın temel taşlarından Adalet Ağaoğlu’nu edebiyatımıza sağladığı tüm katkılardan dolayı bu yılki ödüle layık görmüştür. Adalet Ağaoğlu, arka planlarında Türkiye’nin sosyal, siyasi, kültürel yapılarını işlediği romanlarını, yenilikçi anlatım teknikleriyle kaleme almış, günlükleri, öyküleri, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızın doruklarından biri olmuştur.

Her yıl bir üyenin ayrılıp bir başkasının katılımıyla yenilenen jüri, altı yıldır jüride bulunan ve 2018 komitesinin başkanlığını yürüten Handan İnci’yi uğurlayacak. Gelecek sene jüriye katılacak olan yeni isim Metin Celal olacak.

2008 yılından bugüne kadar verilen ödül, Handan Börüteçene’nin tasarladığı bir ödül heykelciği ve 15.000 TL’den oluşuyor. Erdal Öz Edebiyat Ödülü bugüne dek, Gülten Akın, Nurdan Gürbilek, İhsan Oktay Anar, Şavkar Altınel, Murathan Mungan, Cemil Kavukçu, küçük İskender, Orhan Pamuk, Orhan Koçak ve Cevat Çapan’a verilmişti.

2018 Erdal Öz Edebiyat Ödülü 22 Ekim Pazartesi günü Dada Salon’da yapılacak törenle Adalet Ağaoğlu’na verilecek.
ADALET AĞAOĞLU KİMDİR
Ankara’nın Nallıhan ilçesinde doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra ortaokula gidebilmesi için aile Ankara’ya göçtü (1938). Ortaöğrenimini Ankara Kız Lisesi’nde tamamladı. Ankara DTCF’nin Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1950). Açılan bir sınavla Ankara Radyosu’na girdi. Kuruluşundan sonra TRT’de çeşitli görevlerde bulundu (1951-1970). TRT Radyo Dairesi Başkanlığı’ndan kurumun özerkliğine el konulması sonucu istifa etti. Öğrencilik yıllarında başladığı yazarlığı başka hiçbir işle paylaşmadan sürdürdü. Radyo ve sahne oyunlarını romanları, öykü, anı ve deneme kitapları izledi. Bu çalışmalarında toplumumuzdaki değişim ve dönüşümlere duyarlı yaklaşımlarıyla dikkat çekti. 1973’te yayımlanan ilk romanı Ölmeye Yatmak’tır. Daha sonra edebiyatın diğer türlerinde yazmayı sürdürdü. Değişimler konusunda edebiyatın yapısal durumu bakımından da arayışçı davranarak kendine özgü anlatım biçimleri geliştirdi.

Ahmet Altan: Dünyayı bir daha göremeyeceğim

Yaklaşık iki yıldır cezaevindeki gazeteci ve yazar Ahmet Altan’ın, cezaevinde kaleme aldığı kitabı ilk kez Almanya’da piyasaya sürülecek.

Gazeteci ve yazar Ahmet Altan’ın cezaevinde kaleme aldığı kitabı “Dünyayı bir daha göremeyeceğim” başlığıyla ilk kez Almanya’da yayımlanacak. Alman S. Fisher Yayınevi’nden piyasaya çıkacak kitapta Altan özgürlük, cezaevindeki yaşamı ve Türkiye’nin siyasi durumuna ilişkin denemelerini paylaşıyor.

“Dünyayı hiçbir zaman görmeyeceğim. Gökyüzünü cezaevinin duvarları olmadan bir daha göremeyeceğim” ifadelerinin yer aldığı kitapta, cezaevindeki ilk geceden yine cezaevinde çıktığı “yolculuklara” ve mahkemenin ağırlaştırılmış müebbet cezası kararına kadar birçok konuda düşündüklerini kaleme alıyor.

İlk kez Almanya’da 26 Eylül’de piyasaya sürülecek kitap ardından Hollanda, İngiltere, Norveç, İspanya ve İtalya’da da okuyucularıyla buluşacak.

Ahmet Altan, yaklaşık iki yıldır cezaevinde. Darbe girişimi sonrasında “subliminal mesaj vermek” suçlamasıyla gözaltına alınan Altan, “darbe girişimine iştirak” suçlamasıyla müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

Ahmet Altan’ın tutuklanması uluslararası alanda tepkiye yol açtı. Sivil toplum örgütlerinden gazetecilik kuruluşlarına kadar geniş bir kitle tarafından takip edilen yargı süreci sonrası da Altan’a destek verilmeye devam ediliyor.

Tahliye edildikten sonra DW Türkçe’ye konuşan Ahmet Altan’ın ağabeyi Prof. Mehmet Altan, denemelerin cezaevindeki küçük bir plastik masada kağıda döküldüğünü belirterek “Ahmet’in cezaevinden ilettikleri şimdi dünyada edebi olarak yayılıyor” demişti.

Musul yeniden kültür ve sanatla buluşuyor

Müzik, kitaplar, sergiler… IŞİD işgalinden kurtarılan Kuzey Irak’taki Musul, kültürel ve sanatsal köklerine geri dönmeye çalışıyor. Peki, bu özgürlük kalıcı olabilecek mi? DW’den Judit Neurink Musul’dan izlenimleri…

Musul’un orta yerinde bir park. Yakın bir geçmişe kadar IŞİD burada çocuk askerleri eğitiyordu. Şimdi ise aynı yerde binlerce insan bir kitap festivali için toplanmış durumda. Kentteki halk için gönüllülerce ücretsiz temin edilen kitaplar, masalarda yeni sahiplerini bekliyor. Festivalde ayrıca çeşitli tiyatro ve müzik gösterileri de sunuluyor.

Irak’ın ikinci büyük kenti yeniden kültürel etkinliklerle buluşuyor. “Iraklıyım ve kitap okuyorum” festivali, son zamanlardaki pek çok külürel etkinlikten sadece biri. Kitap festivalinin adı, eski bir Arap atasözünü getiriyor akıllara: “Mısırlılar yazar, Lübnalılar yayınlar ve Iraklılar okur!”

Musul Üniversitesi’nde İngilizce eğitimi veren ve aynı zamanda şehrin gönüllü ve gayrı resmî tarihçisi de olan öğretim görevlisi Ali el Barudi “Maalesef kaybetmeden kıymet bilmiyoruz” diyor ve ekliyor: “Doğu Musul’un DAEŞ’den kurtarılması, benim için adeta ikinci bir doğum günü gibiydi.”

IŞİD örgütü, Arap dünyasında yaygın olarak “DAEŞ” şeklinde nitelendiriliyor.

Kültür ve sanat, terör örgütünün hüküm sürdüğü bölgelerde yerle yeksan edildi ve uzun süre esamesi bile okunmadı. Yazar, şair ve diğer önemli şahsiyetlerin heykelleri yıkıldı, sanat eserleri ve müzik enstrümanları tahrip edildi. Musul’da ayrıca tarihî üniversite kütüphanesi yakılarak neredeyse tüm kitaplar küle döndü. Kitaplar ve din dışı her türlü sanat yasaklandı, müzisyenler ve diğer sanatçılar idam edildi.

Kültürel yıkım ABD’nin işgaliyle başladı

Ancak Musul ve diğer şehirlerdeki kültürel yıkımın evveliyatı daha eskilere dayanıyor. ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinden kısa bir süre sonra bölgede radikal dinciler güç kazandı: “DAEŞ bir hayalet gibi. Görünmüyordu ama hep vardı. Bunca zaman hakkımızda sürekli bilgi topladı” diye konuşan öğretim görevlisi Ali el Barudi, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Aslında DAEŞ, 2005’ten bu yana gizili bir şekilde burayı yönetiyordu. 2014 yılında ise bunu alenen yapmaya başladı. Bu örgütü tamamen ortadan kaldırmak kolay değil. DAEŞ yönetimi altında her gün bin kere ölüyorduk. Musul’un önce bu korkudan kurtulması gerekiyor.”

Nitekim Ali’nin babası da bu korkuyu henüz tam olarak üzerinden atamamış. Oğluna sürekli olarak dikkatli olması gerektiğini tembihliyor. Ancak genç adam, elinde fotoğraf makinesiyle tüm mahalleleri dolaşarak kentteki değişim ve dönüşümü belgelemeye çalışıyor. Bu çalışmaları sırasında da insanların büyük bir bölümünün değişim sürecini desteklediğine tanık oluyor.


Sanatla ilgili her şey tahrip edildi

Mervan Tarık da yine Musul Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. “Şu anki durum, DAEŞ’in burayı işgal ettiğinden çok daha iyi” diyen Tarık, harabeye dönen üniversite kampüsüne geçen yıl ilk ayak basanlardan biri olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Hasar korkunç boyutlardaydı. Sanatla en ufak bir bağlantısı olan her şeyi tahrip etmişler. Piyano, ud, gitar, tablo, heykel ve daha neler neler…”

Öğrencileriyle birlikte enkazın altında nispeten sağlam kalmış ne varsa çıkarmaya başlayan Mervan Tarık, bu çalışmalarında hükümetten ufak bir destek görmediğini vurguluyor. DAEŞ üyelerinin bir kısmının halkın arasına karıştığını, bu nedenle de halkın korkudan sanata mesafeli durduğunu anlatan Tarık, meslektaşı Ali el Barudi ile birlikte ortak bir sanat projesine imza atmış. Dicle’nin ikiye böldüğü şehrin doğu yakasındaki üniversite binasının sağlam bölümlerinde geçen yılın Mayıs ayında bir sergi açan ikili, enkaz altından çıkardıkları sanat eserlerini, canlı müzik eşliğinde halkın beğenisine sunmuş.

Yine üniversitedeki akademisyenlerle öğrenciler, kütüphanedeki yıkıntılar arasında sağlam kalan kitapları bulabilmek için ortak bir çalışma başlattı. Bu çerçevede yaklaşık 6 bin kitap kurtarıldı. Ayrıca “Mosul Eye” olarak da bilinen tarihçi ve blog yazarı Ömer Muhammed’in çağrısıyla, kayıp eserlerin yerine tüm dünyadan binlerce ücretsiz kitap gönderildi.


Fahad Sabah ve Harit Yasin

Sanat adım adım geri dönüyor

Musul’da yavaş yavaş müzik sesleri de duyuluyor. Tahrip olan yapılar arasında yer alan El Nuri Camii’nin avlusundan ud nağmeleri yükseliyor örneğin. Burası, IŞİD lideri Ebu Bekir el Bağdadi’nin bir zamanlar hutbeden terör tehditleri savurduğu camiydi. Örgüt bölgeyi terk etmek zorunda kaldığında, giderken bu ibadethaneyi de yerle bir etti.

Eskilerin “kıraathane” dedikleri ve günümüzde “edebiyat kafe” olarak tanımlanan mekânlardan ilki, genç girişimciler Fahad Sabah ve Harit Yasin tarafından açıldı. Müzik eşliğinde bir yandan çay ve kahvesini yudumlayan, bir yandan da çalışan ya da bir şeyler okuyan yaşlı-genç, kadın-erkek Musullulara hitap eden Sabah ve Yasin, burada edebiyat söyleşileri ve küçük konserler de düzenlemeyi amaçlıyor.
Musul’da IŞİD’den geriye kalanlar

Temiz, düzenli ve dolu kitap raflarının yanı sıra sanatçı portrelerinin yer aldığı tablolarla bezenmiş mekânlarında insanlara nezih bir ortam sunmayı hedeflediklerini belirten Fahad Sabah, “DAEŞ’ten önce de radikal kesimlerin tehditleri nedeniyle kamuya açık bir kültür ve sanat hayatı imkansızdı. Toplum şimdi çok daha açık. Kafemiz de buna güzel bir örnek teşkil ediyor” diyor. Sabah, “Girip mekânımıza bir bakın; kimler geliyor, burada ne yapıyoruz? Erkek ve kadınların kendilerini evinde gibi hissettikleri kamuya açık ilk mekânı işletiyoruz” diye övünüyor.

Cinsiyet ayrımcılığının uzun bir geçmişinin olduğunu kaydeden genç işletmeci “1980’li yıllara kadar sinemalara kadınlı erkekli gidilebiliyordu. Sonra toplu radikalleşmeye başladı ve kültürel etkinliklerde hızlı bir gerileme başladı” diyor.

Fahad Sabah ve onun gibi düşünenler, geçmişte yapılan hataların tekrarlanmaması için gayret gösteriyor. Ancak gözlemciler, halkın en az yüzde 20’sinin IŞİD ideolojisini ve bunun acımazca uygulanmasını hâlâ desteklediğini tahmin ediyor. Sabah yine de temkinli bir iyimserlik içinde: “İşte bu nedenle hem sorunlarımızı hem de imkânlarımızı iyi kavramalıyız. Bu, çözüm yolunda atılması gereken ilk adım. Kolay olmayacak. Bu yüzden var gücümüzle gayret göstermeliyiz.”

Venedik’te ödüller sahiplerini buldu

Bu yıl 75.’si düzenlenen Venedik Film Festivali muhteşem bir törenle kapanışı yaptı. Festivalin son günü olan 8 Eylül’de ödül kazananlar duyuruldu. Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron’un yönettiği dram filmi ‘Roma’, Altın Aslan’a layık görüldü.

Oscar ödüllü Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron’un yönettiği dram filmi ‘Roma’, 75. Venedik Film Festivali’nin büyük ödülü Altın Aslan’a layık görüldü. ABD merkezli film-dizi yapımcılığı ve dağıtımı alanında iştigal eden Netflix’in desteği ile çekilen siyah beyaz film yönetmenin Meksika’daki çocukluğunu anlatıyor.

Oscar ödüllü Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron’un yönettiği dram filmi ‘Roma’, 75. Venedik Film Festivali’nin büyük ödülü Altın Aslan’a layık görüldü. ABD merkezli film-dizi yapımcılığı ve dağıtımı alanında iştigal eden Netflix’in desteği ile çekilen siyah beyaz film yönetmenin Meksika’daki çocukluğunu anlatıyor.

Törende ‘Gümüş Aslan En İyi Yönetmen Ödülü’ ise komedi-Western türündeki filmi ‘The Sisters Brothers’ ile Fransız yönetmen Jacques Audiard’a verildi. Filmde Joaquin Phoenix ve John C Reilly gibi ünlü oyuncular yer alıyor

Gümüş Aslan Büyük Jüri Ödülü de ‘Köpekdişi’ (Dogtooth) ve ‘The Lobster’ (Istakoz) gibi filmleriyle tanınan, Yunan Yeni Dalga Sineması’nın en önemli temsilcilerinden Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’a ‘The Favorite’ adlı filmi nedeniyle verildi.

En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ‘At Eternity’s Gate’ filminde ünlü Hollandalı ressam Vincent Van Gogh’u canlandıran Oscar ödüllü ABD’li aktör Willem Dafoe’nun oldu.

En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’ne ise Yorgos Lanthimos’un ‘The Favorite’ filminde 18. yüzyılda yaşamış olan Kraliçe Anne’yi canlandırdığı rolüyle İngiliz aktris Olivia Colman layık görüldü.

 

Joel ve Ethan Coen kardeşler Western filmi ‘The Ballad of Buster Scruggs’ ile En İyi Senaryo Ödülü’nü alırken, Jüri Özel Ödülü’ne sömürge dönemi Tasmanya’sında İrlandalı bir mahkum kadın ile ona yardım eden Aborijin bir iz sürücüsünün dostluk ve intikam hikayesine odaklanan ‘The Nightingale’ filmiyle Avustralyalı kadın yönetmen Jennifer Kent layık görüldü. The Nightingale’in baş erkek aktörü Baykali Ganambarr da ‘gelecek vaat eden en iyi aktör ya da aktrise’ verilen Marcello Mastroianni Ödülü’nün sahibi oldu.

25. Aspendos Opera ve Bale Festivali “Turandot”la açıldı

. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından çeyrek asırdır düzenlenen 25. Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali

“TURANDOT” operası ile başladı.


Seyircinin yoğun ilgi gösterdiği, beğeniyle izlediği “Turandot” operası, Ankara, İzmir, Antalya Devlet Opera ve Balesi tarafından 04 Eylül 2018, Salı akşamı, Aspendos Antik Tiyatro’sunda sanatseverlere muhteşem bir sanat şöleni sundu. Ünlü İtalyan Rejisör Vincenzo Grisostomi Travaglini’nin sahneye koyduğu eserde solistlere Devlet Opera ve Balesi Koro ve Orkestraları eşlik etti. Orkestra şefi Alberto Veronesi idi.

Dünyaca ünlü tenorumuz ve aynı zamanda Devlet Opera ve Balesi Genel Sanat Yönetmeni ve Genel Müdürü Murat Karahan’ın da başrolde sahnede olduğu geceye Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Antalya Valisi Münir Karaloğlu olmak üzere Antalya protokolü ve sanatseverler yoğun katılım ve ilgi gösterdi.

Aspendos Antik Tiyatrosu’nun tarihi atmosferinde, zengin dekor, kostüm ve ışık tasarımı ile büyülü bir müzik şöleni sunan, Giacomo Puccini’nin vefat ederek son bölümünü tamamlayamadığı bu ünlü eser; Pekin’de yaşayan Çin prensesi Turandot’un evliliğini konu aldı. Çin Prenses’i Turandot, evlilik için gelen taliplerine, o ana dek bilenin hiç çıkmadığı üç soru sormakta, talipliler teker teker idam edilmektedir. Saray yetkilileri ile Turandot’un babası bu gidişe bir son vermek istemektedir.

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün, sanatsal kalitesine, zengin repertuvarına, ulusal ve uluslararası sanatsal arenada ulaştığı başarılarına güvenle 1994 yılından beri kesintisiz her yıl düzenlediği ve Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin tanıtım çalışmalarına katkılarıyla devam edecek.

Akbank Caz Festivali Başlıyor

Türkiye’nin en uzun soluklu festivallerinden biri olan Akbank Caz Festivali, sürpriz isimler ve yepyeni içerikleriyle 28. kez caz severlerle buluşuyor.

Kurulduğu günden bu yana sanatı ve sanatçıyı destekleyen Akbank’ın en uzun soluklu kültür sanat projelerinden Akbank Caz Festivali, yepyeni ritim ve renkleri içeren zengin programı ile 28. kez şehri caz haline dönüştürmeye hazırlanıyor. Bu yıl 17-28 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek 28. Akbank Caz Festivali’nde; Caz müziğinin önemli temsilcilerinden Jamie Cullum, Till Brönner Septet, The Bad Plus, Avishai Cohen Quartet, Tarkovsky Quartet gibi sürpriz isimler sahne alacak.

Organizasyonu ve içerik programlaması Pozitif iş birliğiyle gerçekleştirilen 28. Akbank Caz Festivali 12 gün boyunca; Ustalara Saygı, Festivale Özel, Cazda İngiliz Çıkartması, Güçlü Nefesler, Caz ve Ötesi, Sihirli Eller, Fransız Rüzgarı’ndan oluşan yedi ana temanın yanında; Caz Saat, Liselerde Caz, Kampüste Caz ve Atölyeler ile toplam 11 kategoride caz severleri coşturacak.

Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil, uzun soluklu ve sürdürülebilir kültür sanat projelerine destek veren Akbank’ın tam 28 yıldır Caz Festivali’ni ilk günkü heyecanı ve coşkusuyla sanatseverlerle buluşturduklarına dikkat çekti ve ekledi:

“Akbank Caz Festivali’nin Anadolu’da da heyecanla beklenen bir festival haline gelmesinden mutluluk duyuyoruz”

“Bugün İstanbul’un müziğin ve çağdaş sanatın başlıca merkezlerinden biri olmasında kuşkusuz Akbank ve Akbank Sanat’ın çok büyük katkıları var. Her yıl büyük bir özenle hazırlanan programı, söyleşileri, kampüste ve liselerde caz etkinlikleri ile Akbank Caz Festivali şehirlere renk katmaya devam ediyor. Caz müziğini geniş kitlelerle tanıştırma ve genç cazcıları keşfetme misyonuyla İstanbul sınırları içinde kalmayan Akbank Caz Festivali’nin, Anadolu’da da heyecanla beklenen bir festival haline gelmesinden mutluluk duyuyoruz. Cazın farklı renklerini müzikseverlerle buluşturan Akbank Caz Festivali’ni gittikçe artan izleyici kitlesi ile buluşturmaya önümüzdeki yıllarda da devam edeceğiz.”

“Akbank Caz Festivali, yurt dışında da ilgiyle takip edilen geleneksel bir festival haline geldi”

Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı da; çeyrek yüzyılı çoktan geride bırakan Akbank Caz Festivali’nin, yurt dışında da ilgiyle takip edilen geleneksel bir festival haline geldiğine dikkat çekti.

Akbank Caz Festivali’nin kesintisiz bir şekilde, ilk günlerin heyecanıyla 28 yıldır ayakta tutanın, festival ekibinin emeği, müzisyenlerin desteği ve caz severlerin büyük ilgisi olduğunu vurgulayan Bigalı, 28 yıldır binlerce müzikseveri cazın farklı renkleriyle buluşturmaktan büyük mutluluk duyduklarının altını çizdi ve ekledi:

“Türkiye’nin en uzun soluklu festivallerinden Akbank Caz Festivali 28. yılında da önceki yıllarda olduğu gibi, programını genişletip, farklı deneyimler ekleyerek yeni dünyayı takip eden, gençleşen ve hedef kitlesini genişleten bir festival olmayı başardı.”

“Japonya’dan Amerika’ya, Fransa’dan Brezilya’ya yine dünyanın dört bir yanından isimlere yer vereceğiz”

Pozitif Genel Müdür Yardımcısı Ayşegül Turfan Mumcuoğlu da açıklamasında, Akbank Caz Festivali’nin programına ilişkin şu bilgileri verdi:

“Caz müziğinin önemli temsilcilerinden, Grammy, Altın Küre, BRIT, GQ Dergisi Yılın Müzik Adamı gibi sayısız ödüllerin sahibi Jamie Cullum, Almanya’nın Chet Baker’ı olarak anılan Grammy ödüllü Till Brönner, bu yıl yayınlanan 13. stüdyo albümü Never Stop II’nin turnesiyle The Bad Plus, usta trompetçi Avishai Cohen Quartet, Andrei Tarkovsky’nin sinematografik dehasına atıfta bulunan Tarkovsky Quartet gibi isimlerinin yanı sıra Gilles Peterson’ın keşfettiği, İngiltere caz sahnesinin yeni isimlerinden Ezra Collective, The Comet is Coming, Nubya Garcia gibi isimler her sene daha fazla seyirci ile buluşan Akbank Caz Festivali programında olacak.

“Bixiga 70, Karl Hector & The Malcouns, Josef Leimberg and The Astral Progressions Ensemble, Omer Avital Qantar, Shinya Fukumori Trio, Caloé, Remi Panossian Trio, Woody Black 4 gibi Japonya’dan Amerika’ya, Fransa’dan Brezilya’ya yine dünyanın dört bir yanından isimlere yer vereceğiz.

“Birsen Tezer, Jehan Barbur, Ceylan Ertem, Islandman değerli isimleri sahnelerinde konuk edeceği özel projeler ile birlikte festivalde yer alacak. Ayrıca Türkiye sahnesinden Ozan Musluoğlu Quintet, Konstrukt, Can Çankaya ve Kağan Yıldız gibi isimleri de ağırlayacağız.”

Festival’de; 100’den fazla müzisyenle 37 ayrı mekanda 37 konser, 3 söyleşi, 16 atölye gerçekleştirilecek

28. Akbank Caz Festivali’nde, “Şehrin Caz Hali”ne uygun şekilde Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Akbank Sanat, Babylon, Volkswagen Arena, The Badau, Caddebostan Kültür Merkezi, Moda Sahnesi, Uniq Hall, Summart Sanat Merkezi, Nardis ve Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin de bulunduğu 37 ayrı mekanda 37 konser, 3 söyleşi, 16 atölye gerçekleştirilecek. Festival 100’den fazla müzisyeni ağırlayacak ve Kampüste Caz ile 9 farklı şehre taşınacak.

1991 yılından 2013’e kadar festivalin direktörlüğünü yapan Mehmet Uluğ anısına bu yıl 5. kez düzenlenecek özel gecede Türkiye cazının önemli isimlerinden Aydın Esen Group ve Can Kozlu ağırlanacak. Bu geceye özel Aydın Esen ve Can Kozlu ilk 3 parçada birbirine eşlik edecek.

Dokuz liseden gençler, Ercüment Orkut, Volkan Topakoğlu ve Ediz Hafızoğlu ile bir araya gelecek

28. Akbank Caz Festivali’nde, Türkiye caz tarihi için çok değerli isimler ile bu yıl iki ayrı söyleşi gerçekleştirilecek. Söyleşilerden ilki, caz programcısı Hakan Rauf Tüfekçi moderatörlüğünde Emin Fındıkoğlu, Okay Temiz ve Neşet Ruacan’ın konuk olacağı “Kuzeye Gidenler” ve ikincisi de Hülya Tunçağ moderatörlüğünde, Ayten Yaraş Pekcan, Sebla Pekcan ve Nilüfer Verdi’nin konuk olacağı “Erol Pekcan Anısına” olacak. Festival kapsamında ayrıca, caz müziğinin tiyatro yapıtlarının üzerine etkisini ve bu iki sanat disiplini arasındaki ilişki ile ilgili Koffi Kwahulé ile bir söyleşi gerçekleştirilecek.

Lise çağındaki gençlere caz müziğini tanıtma ve sevdirme amacıyla bu yıl yedincisi düzenlenen “Liselerde Caz Atölyeleri” kapsamında dokuz liseden gençler, Ercüment Orkut, Volkan Topakoğlu ve Ediz Hafızoğlu ile bir araya gelerek caz müziğini ve enstrümanlarını daha yakından tanıma fırsatı bulacak.

Kampüste Caz, Edirne, Çanakkale, İzmir, Muğla, Eskişehir, Ankara, Kayseri, Mersin ve Adana’da

Akbank Caz Festivali’nin artık bir festival klasiği haline gelen “Kampüste Caz” konserleri bu yıl da devam ediyor. Festivalin en önemli etkinliklerinden biri olan Kampüste Caz, Edirne, Çanakkale, İzmir, Muğla, Eskişehir, Ankara, Kayseri, Mersin ve Adana’da genç neslin önemli isimlerinden Evrencan Gündüz ve Uzaylılar’ı üniversiteli gençlerle buluşturacak.

Akbank Caz Festivali’nin büyük ilgi gören Cazlı Brunch ve Akşamüstü Caz etkinliklerinin yanı sıra caz etrafında şekillenen atölyelerle festival programı yine oldukça zengin olacak:

Ustalara Saygı

• MEHMET ULUĞ GECESİ: AYDIN ESEN GROUP & CAN KOZLU
20.10.2018 CUMARTESİ 20.30
Babylon

20:30-21:15 Belgesel Gösterimi: George Garzone: Let Be What Is
21:30-22:00 Aydın Esen & Can Kozlu
22:00: Aydın Esen Group

20:30-21:15 Documentary Screening: George Garzone: Let Be What Is
21:30-22:00 Aydın Esen & Can Kozlu
22:00 Aydın Esen Group
28. Akbank Caz Festivali, bu sene 4. kez, Mehmet Uluğ gecesinde değerli isimleri ağırlıyor. Öncelikle, George Garzone: Let Be What Is belgeselinin gösterimiyle başlayacak. Gösterimin ardından, gecenin ilk konseri için Aydın Esen ve Can Kozlu ikilisi sahneye çıkacak. Gecenin ikinci konserinde ise heyecan verici bir performans için Aydın Esen Group izleyicinin karşısında olacak. Piyano dehası ve modern çağın müzik literatürünü çok iyi anlayarak genişleten Aydın Esen, her zaman adından saygı ve övgüyle bahsedilen bir müzisyen olarak geceyi taçlandıracak. Türkiye’nin en yaratıcı emprovize caz sanatçılarından biri olarak kabul edilen Can Kozlu’nun Aydın Esen’e eşlik edecek olması da bu gecenin uzun süre akıllarda yer etmesine katkı sağlayacak.
Aydın Esen: Klavye
Can Kozlu: Davul
SeLKA: Bas
Volkan Öktem: Davul

• KUZEYE GİDENLER
20.10.2018 Pazar 15:00
Soho House
Caz programcısı ve meraklısı Hakan Rauf Tüfekçi Türk caz tarihinin geçmişinde az bilinen ve pek konuşulmayan bir konuya el atıyor.
Afro-Amerikan caz müzisyenlerinin İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomik, siyasal ve toplumsal nedenlerle Avrupa’ya göç etmeye başladığı dönemde, birçok önemli caz müzisyeni Avrupa’ya yerleşti. Buna benzer bir tarih dilimi, 1960’ların sonundan 1980’lere kadar uzanan bir aralıkta, Türkiye’de de yaşandı. Kuzeye Göç Dönemi olarak adlandırılabilecek bu yıllarda İskandinav ülkelerine giden Türk cazcıların bir kısmı kısa sürede geri dönerken, bazıları oralara yerleşerek lokal müzisyenlerle önemli projelere imza attılar ve uluslararası arenada ses getirdiler. Kuzey yıldızının büyüsüne kapılıp göç eden Türk cazcıların öyküsünün ele alınacağı bu panelde, Türkiye cazının önemli isimleri o günleri anlatacak ve yaşanan göçün Türk cazına etkilerini interaktif bir ortamda tartışmaya açacak.
Moderatör: Hakan Rauf Tüfekçi
Konuklar: Neşet Ruacan, Emin Fındıkoğlu ve Okay Temiz

• EROL PEKCAN ANISINA
21.10.2018 PAZAR 13:00
Pera Palace Orient Bar
1994 yılında 61 yaşında yitirdiğimiz, Türk caz sahnesinin öncülerinden, vizyoner davulcu Erol Pekcan, yalnızca bir yorumcu değildi. Kurduğu başarılı topluluk ve orkestralarla Ankara, İstanbul Radyoları’ndaki yayınları, ilham verici televizyon programlarıyla hem genç kuşaklarda yeni bir caz kültürünün yeşermesini hem de caz sanatının geniş bir dinleyiciye ulaşmasını sağladı. Parliament Super Band konserlerindeki ve artık aramızda olmayan Akbank Genel Müdürü, Yönetim Kurulu üyesi Hamit Belli ve Pozitif’in kurucularından Mehmet Uluğ ile 1991 yılından itibaren hayata geçirdiği Akbank Uluslararası Caz Festivali’ndeki tatlı sunuşlarını unutmak olanaksız.
Festivalin 28. yılında sevgili Erol Pekcan’ı ailesi ve dostları ile anacağız.
Moderatör: Hülya Tunçağ
Konuklar: Ayten Yaraş Pekcan, Sebla Pekcan, Nilüfer Verdi

Festivale Özel

• CEYL’AN ERTEM – AKUSTİK
25.10.2018 PERŞEMBE 21:00
Moda Sahnesi
Vokal tekniğiyle fark yaratarak geniş bir dinleyici kitlesi edinen ve bugüne kadar birçok başarılı albüm yayınlayan şarkıcı ve söz yazarı Ceyl’an Ertem, 2000 yılından beri sahnede seslendirdiği şarkılardan bir çeşitleme ile Akbank Caz Festivali sahnesine konuk oluyor. Hatıralarla dolu bu gecede Ceyl’an Ertem’e sahnede Ozan Musluoğlu, Serhan Erkol, Nedim Ruacan, Adem Gülşen gibi birbirinden yetenekli caz müzisyenleri eşlik edecek. Björk’ten Müzeyyen Senar’a, Erykah Badu’dan Yıldız Tilbe’ye ve kendi şarkılarına dek uzanan bu repertuar kaçmaz!

• ISLANDMAN & GUESTS
26.10.2018 CUMA 22:00
Moda Sahnesi
Anadolu saykodelik müzik kültürünü günümüzün modern ekipmanları ve elektronik müzik hissiyatı ile ustaca harmanlayan, elektronik sesler ve telli çalgılarda Tolga Böyük, gitar ve efektlerde Erdem Başer, vurmalı çalgılarda Eralp Güven’den oluşan Islandman üçlüsü, uzun zamandır beraber sahne almakla beraber, asıl çıkışlarını 2016-2017 sezonunda yayınladıkları single ile yaptı. Grubun en bilinen çalışmalarından olan Agit, Danimarkalı plak şirketi Music for Dreams tarafından keşfedildi ve takip eden dönemde grubun ilk uzunçalar albümü Rest in Space yayınlandı. Albüm daha ilk haftasında Juno Records gibi platformlarda 1 numaraya yükseldi. Birlikte stüdyo ve kayıt çalışmaları yaptığı müzisyen arkadaşlarını Akbank Caz Festivali işbirliğiyle festival sahnesine davet eden grup, Islandman’in müzik dolu dünyasını, özel konuklarıyla birlikte izleyicilere sunmaya geliyor.
Murat Ertel: Elektro Bağlama
VEYasin: Vokaller
Barış Demirel: Trompet
Ekin Eti: Trombon

• JEHAN BARBUR FEAT. FIRAT TANIŞ
19.10.2018 CUMA 20:30
Caddebostan Kültür Merkezi
Beyrut doğumlu vokal, söz yazarı, besteci ve prodüktör Jehan Barbur, İskenderun’da geçirdiği çocukluk ve ilk gençlik yıllarının ardından Ankara’da Bilkent Üniversitesi Amerikan Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitimini tamamladı. Üniversiteden sonra, müzik kariyerine odaklanmak üzere İstanbul’da yaşamaya başladı. Bugüne kadar prodüktörlüğünü kendisinin üstlendiği beş başarılı albüm yayınlayarak, giderek genişleyen sadık bir dinleyici kitlesi edindi. Bir hikaye anlatıcısı olarak, çağdaş kadın ozan geleneğini sürdürme gayretiyle, albümlerinde bazı işbirlikleri dışında çoğunlukla kendi bestelerine ve şarkı sözlerine yer verdi. Bugün Türkiye’nin en parlak ve etkileyici caz vokallerinden biri olan Jehan Barbur’a Akbank Caz Festivali’ndeki bu enfes gecede aktör, yönetmen, ressam ve müzisyen Fırat Tanış eşlik edecek. İki derinlikli vokalin birlikte şarkılar seslendireceği konser, kaçırılmaması gereken bir müzik deneyimi vadediyor.
Jehan Barbur: Vokal
Berkant Çelen: Elektrik & Akustik Gitar
Murat Çopur: Bas
Evrim Tüzün: Klavye
Onur Başkurt: Davul
Fırat Tanış: Vokal (Konuk Sanatçı)

• BİRSEN TEZER EASTERN STANDARDS
20.10.2018 CUMARTESİ 20:30
Caddebostan Kültür Merkezi
Derinlikli vokaliyle Birsen Tezer, Türk müzik sahnesinin en etkileyici kadın seslerinden biri olarak kabul ediliyor. Bugüne kadar iki başarılı albüm yayınlayan Birsen Tezer; Erkan Oğur, Bülent Ortaçgil, İlhan Şeşen, Gürol Ağırbaş, Hüsnü Arkan ve Ediz Hafızoğlu gibi pek çok müzisyenle işbirliklerine de imza attı. Sanatçı, Akbank Caz Festivali’nde son projesi Eastern Standards ile yüzlerce yıllık Türk Sanat ve Halk Müziği eserlerini önceki projelerinde yer alan vokal ve enstrümana dayalı doğaçlama öğeleri ve günümüzün sesleri ile birleştirerek farklı bir dil oluşturmayı hedefliyor. Festival izleyicisi, bu heyecan verici projeden şarkılar ve Birsen Tezer’in eşsiz hikaye anlatıcılığı ile büyülü bir dünyaya adım atacak.

Cazda İngiliz Çıkartması

• EZRA COLLECTIVE
25.10.2018 PERŞEMBE 21.30
Babylon
Afrobeat, reggae, caz ve hip-hop melodilerini, buram buram kendini hissettiren bir Londra ruhuyla harmanlayan Ezra Collective kısa zamanda yeni dalga İngiltere cazının öncülerinden biri haline geldi. Londra’nın kendine has kültürel çeşitliliğinden ve her daim değişim içinde olan müzikal ruhundan beslenen bu harika beşli, etraflarını saran ilhamı, grubun keşifçi yaratıcılığı ile birleştirirken müziklerine neredeyse gerçeküstü bir ambiyans katıyor. 2012’de Yamaha Jazz Experience yarışmasında ödül alarak müzik dünyasındaki ilk çıkışlarını yapan Ezra Collective, o günden bu yana, Royal Albert Hall da dahil olmak üzere, Londra’da ve dışında pek çok sahnede çaldı. 2017 yılında yayınladıkları Juan Pablo: The Philosopher albümleri Gilles Peterson’ın düzenlediği Worldwide Awards ödül töreninde En İyi Caz Albümü ödülünü alan Ezra Collective’in enerjisi İstanbul’da ışıldayacak.
Dylan Jones: Trompet
James Mollison: Saksafon
Joe Armon-Jones: Klavye
TJ Koleoso: Bas
Femi Koleoso: Davul

• NUBYA GARCIA
23.10.2018 SALI 21.30
Babylon
Her daim övgülerin odağı olan saksafoncu, besteci ve grup lideri Nubya Garcia, yıldızını parlatan ilk solo projesi Nubya’s Five’dan yaklaşık bir yıl sonra yeni EP’si When We Are’ı 2018’in Mart ayında yayınladı. Çığır açıcı sanatçı, elektronik müziğin deneyselliği ışığında, yeni dünyalara doğru emin adımlarla ilerlemeye hız kesmeden devam ediyor. When We Are ile birlikte hayatında yepyeni ve heyecan verici bir dönem yaşayan, İngiltere’nin önde gelen müzisyenlerinden Nubya Garcia o baş döndürücü melodilerini bu kez Akbank Caz Festivali sahnesine taşımaya ve izleyicilerin zihinlerinde caza yeni anlamlar katmaya hazırlanıyor. Yayınladığı parçaların yanı sıra DJ’liğiyle de kendinden söz ettirmeye başlayan sanatçı, müziğine kariyerinin ilk yıllarını şekillendiren kulüp gecelerinin enerjisini taşıyor. Garcia’nın sofistike ve tutkulu müziğiyle dolup taşacak bir geceye hazır olun!

• THE COMET IS COMING
17.10.2018 ÇARŞAMBA 21.30
Babylon
Londra çıkışlı The Comet Is Coming, 2015’te Do The Milky Way parçaları ile Lauren Laverne’in MPFree listesine girmesi ve 2016’da Mercury Ödülü’nü daha ilk albümüyle kazanmasıyla ismini hatırı sayılır bir kitleye duyurmayı başardı. Grup, Sun Ra, Frank Zappa ve Jimi Hendrix’in yarattığı dile dayalı karakteristik bir yoldan gitmenin yanı sıra, adlarının çıkış noktası olan BBC Radiophonic Workshop’tan da ilham alıyor. Caz, elektronika, funk ve saykodelik öğeleri bir araya getiren, adeta kozmik bir şöleni andıran müzikleriyle dinleyiciyi kendisine bağlayan grubun felsefesi de bir o kadar cezbedici. Sizi bildiğiniz dünyayı unutup, yeni bir hayali dünyanın parçası olmaya davet eden The Comet Is Coming’e kulak verin ve manifestolarında söyledikleri gibi “koşmaya başlayın”. Bu dahiler topluluğuyla buluşma noktanız ise Akbank Caz Festivali olsun!
King Shabaka: Saksafon
Danalogue: Klavye
Betamax: Davul

Güçlü Nefesler

• TILL BRÖNNER “THE GOOD LIFE”
18.10.2018 PERŞEMBE 20:30
Uniq Hall
New York Carnegie Hall ve Tokyo Blue Note Jazz Club gibi dünyanın önemli sahnelerinde sık sık performanslar sergileyen başarılı caz müzisyeni Till Brönner, Almanya’nın Chet Baker’ı olarak anılıyor. 2015’te, Herbie Hancock’un öncülük ettiği Uluslararası Caz Günü’nün davetlisi olarak Paris’te çağdaş cazın yıldızlarıyla bir araya geldi. 2016 etkinliği için ise, Beyaz Saray’da Barack Obama’nın konuğu olarak, Herbie Hancock, Sting, Aretha Franklin, Diana Krall, Al Jarreau, Hugh Masekela, Buddy Guy ve Chick Corea gibi duayenlerle sahne aldı. Turnelere ve konserlere çoğunlukla kurucusu olduğu topluluklarla katılan Till Brönner, Akbank Caz Festivali’nde gerçekleşecek ve son albümü The Good Life’ın odakta olacağı bu konser için Till Brönner Septet ile güçlerini ve enerjisini birleştiriyor.
Till Brönner: Trompet, Flugelhorn
Mark Wyand: Tenor Saksafon
Torsten Goods: Gitar
Jasper Soffers: Piyano
Christian von Kaphengst: Bas
David Haynes: Davul
Jan Miserre: Klavye

• AVISHAI COHEN QUARTET
21.10.2018 PAZAR 18:00
Cemal Reşit Rey Konser Salonu
Trompetinin berrak sesiyle tanınan Avishai Cohen, çağdaş caz sahnesinin kendinden en çok söz ettiren isimlerinden biri. Avishai Cohen’in, müzikteki anlam arayışı ve bas tınılarını ilgi odağı haline getirmeye adadığı enerjisi, ona uluslararası pek çok ödül ve dünya çapında haklı bir tanınırlık kazandırdı. Usta trompetçi 2016 yılında, Jazz Magazine France tarafından En İyi Yabancı Sanatçı ödülüne layık görülürken, aynı yıl çıkardığı albümü Into the Silence, TSF Jazz tarafından Yılın En İyi Albümü seçildi. Bugün, dörtlüsüyle yaptığı çalışmaların yanı sıra, Omer Avital ve Nasheet Waits’le sürdürdüğü üçlüsü Triveni ile de on yılı aşkın bir süredir çalışmalarına devam ediyor. Ödüllü albümü Into The Silence’tan bir yıl sonra, yeni albümü Cross My Palm With Silver ile karşımıza çıkan sanatçı, hayranlık uyandıran enerjisini Akbank Caz Festivali sahnesine taşımaya hazırlanıyor.
Avishai Cohen: Trompet
Yonathan Avishai: Piyano
Barak Mori: Bas
Nasheet Waits: Davul

• WOODY BLACK 4
24.10.2018 ÇARŞAMBA 20:00
Summart
Sıradışı bas klarnet dörtlüsü Woody Black 4, deneysel meraklarının peşinden tutkuyla giderek cazın sunduğu olasılıklara karşı kendilerine has bir tavır takınıyor. Hem modern cazın sonsuz katmanında özgürce salınıyor, hem de dünya müziğine, bağımsıza ve avangarda kucak açıyor. İlk albümleriyle başarılı bir çıkış yapan dörtlü, geçtiğimiz yılın kendinden en çok söz ettiren caz albümleri arasında gösterilen ikinci albümleri Curiosity ile yükselişine hız kesmeden devam ediyor. Woody Black 4’un müziği, insanın içini ısıtan berrak tınılar, etkileyici besteler, taptaze aranjmanlar ve incelikli bir ustalık vadediyor.
Daniel Moser: Bas Klarnet
Leonhard Skorupa: Bas Klarnet
Stephan Dickbauer: Klarnet
Oscar Antoli: Klarnet, Bas Klarnet

• KONSTRUKT
24.10.2018 ÇARŞAMBA 19:00
Akbank Sanat
Özgür müzik, dünya dışı frekanslar, kozmik kaos ve İstanbul… 2008 yılında İstanbul’da kurulan Konstrukt bu yıl 10. yaşını kutluyor. Topluluk, müzikal serüvenlerinde, Peter Brötzmann, Joe McPhee, Akira Sakata, Evan Parker, Marshall Allen, Thurston Moore, Keiji Haino, William Parker, Okay Temiz gibi birçok değerli müzisyenle aynı sahneyi paylaştı. Ayrıca, Saalfelden Caz Festivali, Konfrontationen Nickelsdorf, Krakow Jazz Autumn, Tusk, Zuma Fest, Jazztopad, Sant’Anna Arresi Caz Festivali, A L’Arme! gibi önemli uluslarası festivallerde de boy gösterdi. Festival öncesi, Kopenhag, Londra ve Newcastle’da -Otomo Yoshihide ile- sahne alacak Konstrukt; 10. yıl kutlamalarını Akbank Caz Festivali’ne özel bir performans ile sürdürüyor.
Korhan Futacı: Saksafon, Flüt
Umut Çağlar: Gitar, Nefesliler
Apostolos Sideris: Akustik Bas
Berkan Tilavel: Davul, Elektronik Vurmalılar
Ediz Hafızoğlu: Davul, Vurmalılar
Caz ve Ötesi

• BIXIGA 70
26.10.2018 CUMA 21:30
Babylon
Bixiga 70’in, zaman ve mekan arasındaki sınırları bulanıklaştıran, janrlar ötesi müziği, São Paulo’nun avangart pop, caz ve dub sahneleriyle haşır neşir olan ve farklı müzikal geçmişlerden gelen grup üyelerinin kolektif dehasının ürünü. Hem grubun adıyla hem de benimsedikleri ruhla, Afrobeat’in öncülerinden Fela Kuti’nin grubu Afrika 70’in izinden giden Bixiga 70, Afrika ve Güney Amerika ritimlerinin nefis bir füzyonunu vadediyor. Tıpkı grubun doğum yeri olan São Paulo’nun Bixiga mahallesi gibi, Bixiga 70 de çeşitlilikten besleniyor. Bugüne kadar üç başarılı albüme imza atan 10 kişilik bu dinamik ekip, Jungle By Night, Woima Collective, Tony Allen, Seun Kuti & Egypt 80, Ebo Taylor ve Antibalas Afrobeat Orchestra gibi yıldız isimlerle de sahne paylaştı. Akbank Caz Festivali’nin tartışmasız en renkli konuklarından biri olacak Bixiga 70’in zihin açıcı müziğine ve hayal gücüne kendinizi kaptırmaya hazır olun.

• KARL HECTOR & THE MALCOUNS
19.10.2018 CUMA 21:30
Babylon
Krautrock’ın deneyselliğini, Afrobeat ve caz ile harmanlayarak funk’a ustalıkla yediren Karl Hector & The Malcouns’ın müziği, evrensel tınıların sonsuz olasılıklarından beslenen bir vaha adeta. Gitarist ve yapımcı JJ Whitefield, Poets Of Rhythm ve Whitefield Brothers yıllarından sonra, davulcu Zdenko Curulija ile birlikte 2007 yılında, sürprizlerle dolu Karl Hector & The Malcouns’ı kurdu. Grup, Afrika diasporasından aldıkları ilhamla şekillendirdikleri Sahara Swing’in ardından, ikinci albümleri Unstraight Ahead ile çerçevesini daha da genişleterek, Gana ve Mali menşeli Batı Afrika tınılarını Doğu Afrika caz melodileriyle buluşturdu. Bu albüm bir anlamda 1970’lerin Krautrock efsanelerine saygı duruşu niteliği taşıyordu. Zamansız bir müzik şöleni için festival sahnesinde yerini alacak grubun, 1960’ların son demlerinde yükselen özgür funk ruhunu Afrobeat ile buluşturacağı bu performansını kaçırmayın.
Marja Burchard: Klavye
Zdenko Čurulija: Davul
Alexandar Marković: Gitar
Jan Weissenfeldt: Bas
Didac Ruiz Lazaru: Perküsyon

• JOSEF LEIMBERG AND THE ASTRAL PROGRESSIONS ENSEMBLE
18.10.2018 PERŞEMBE 21.30
Babylon
Los Angeles çıkışlı müzisyen ve prodüktör Josef Leimberg’ün hip hop’a duyduğu derin tutku çocukluk yıllarına uzanıyor. Josef’in bu tutkusu, lise yıllarında iyice güçlenerek, üniversite yıllarında zirveye ulaştı ve Cal Arts’tan mezun olduğunda prodüktörlüğe atılmaktan başka bir şey düşünmedi. Erykah Badu, Om’Mas Keith, Chance The Rapper, Robert Glasper, Thundercat, Miguel, Terrace Martin, SZA, Frank Ocean, Xzibit, Robin Thicke ve Kendrick Lamar gibi yıldız isimlerle kayıtlar yaptı. Prodüktörlüğünün parlamaya başladığı dönemde, Snoop Dog ile de tanıştı ve Snoop’un platin plak ödüllü albümlerindeki birçok parçanın prodüktörlüğünü yaptı. Ayrıca, 10 yılı aşkın bir süre boyunca peş peşe, Robin Thicke’in turne arkadaşı oldu. Bu iş birliklerinin ardından, 2016’da nihayet, caz, hip hop, funk ve baladların müthiş bir harmanı olan ilk solo albümü Astral Progressions’ı yayınladı. Muhteşem trompetiyle bu kez festival sahnesini coşturacak Josef Leimberg, bu sonbaharda, İstanbul’da!
Josef Leimberg: Trompet
Tracy Wannomae: Bas Klarnet, Saksafon, Flüt
Anand Bennett: Gitar
Matthew Little: Klavye
Sanjaya Ajaye: Bas
William Logan: Davul

Sihirli Eller

• JAMIE CULLUM
23.10.2018 SALI 21:30
Volkswagen Arena
İngiliz caz sahnesinin gelmiş geçmiş en başarılı sanatçılarından Jamie Cullum, pek çok kez platin mertebesine erişen Twentysomething albümüyle, 15 yıl önce ilk çıkışını yaptığı günden bu yana, sarsılmaz bir tutarlılıkla başarı hikayesini yazmaya devam ediyor. Caz dokunuşlu vokalleri, cazı pop ve rock ile iç içe geçirerek türler arası sınırları erittiği kendine has çok yönlülüğü, şarkı sözü yazarlığı ve bestecilik yeteneği ona dünya çapında tartışmasız bir başarı kazandırdı. Grammy, Golden Globe, Brit, Sony Radio gibi önemli ödüllerde adaylıklar ve birincilikler elde etti. Jamie Cullum ve eşsiz hikayeler ören piyanosu, bu sonbaharda, bir kez daha enfes bir repertuarla Akbank Caz Festivali izleyicisinin karşısına çıkacak.

• THE BAD PLUS
21.10.2018 PAZAR 20:30
Cemal Reşit Rey Konser Salonu
The Bad Plus üçlüsünde bir lider yok, sadece müzik var. Grup üyelerinin kurduğu bu derinlikli ilişki sayesinde müzikleri, yaşanmışlıklardan beslenen bir kaliteye ve samimiyeti her zaman kendini hissettiriyor. The Bad Plus’ın bu yıl yayınlanan 13. stüdyo albümü Never Stop II, grubun kurucu üyeleri Reid Anderson ve Dave King ile aileye yeni katılan piyanist Orrin Evans’ı buluşturan ilk albüm oluyor. Bu buluşma, grubun modern avangart cazı, rock ve pop etkileriyle yorumlamaya adadığı doğaçlama müziğe bağlılığını perçinlemesinin yanı sıra, 18 yıllık müzikal yörüngelerini de zenginleştiren bir yeniden doğuşu işaret ediyor. Kontrbas, davul ve piyanonun güç birliği yapacağı, kaçırılmaması gereken bu muhteşem performans için ajandanızda yer açın.
Reid Anderson: Kontrbas
Orrin Evans: Piyano
Dave King: Davul

• OMER AVITAL QANTAR
24.10.2018 ÇARŞAMBA 21.30
Babylon
Bas gitar virtüözü, vizyoner besteci ve müzik düşünürü Omer Avital, Kuzey Afrika groove’larını Yemen ve Fas köklerinden aldığı ilhamla harmanlayarak enfes melodiler yaratıyor. Başarılı müzisyen, Brooklyn’de kurduğu, sevgi ve arkadaşlık ağlarından beslenen yeni beşlisi Qantar ile hayalindeki ekibe de bir süredir kavuşmuş durumda. 2016’dan bu yana birlikte olan ekip, provalarda ve konserlerde, Omer Avital’in bestelerini hiç olmadığı kadar iyi sergileyerek, her seferinde daha derin, daha zengin ve kusursuz sonuçlar elde ediyor. Provalarda birlikte geliştirdikleri yeni parçaların yanı sıra Omer Avital’ın 100’ün üzerindeki eserini de hayranlık uyandıran performanslarla sergiliyor. Ekipleriyle aynı adı taşıyan albümleri Qantar’ı yayınlamalarının üzerinden çok geçmeden, bu fantastik beşli, farklı müzik dillerinin ortaklığıyla şölene dönüşecek bir sonbahar konserinde, Akbank Caz Festivali’nde sahne alacak.
Omer Avital: Bas
Eden Ladin: Piyano
Asaf Yuria: Soprano & Tenor Saksafon
Alexander Levin: Tenor Saksafon
Ofri Nehemya: Davul

• OZAN MUSLUOĞLU QUINTET
18.10.2018 PERŞEMBE 21.00
The Badau
2000’lerin başında sürdürdüğü kontrbas eğitimi boyunca, Volkan Hürsever, James Lewis ve Kürşat And gibi önemli müzisyenlerle çalışan kontrbas sanatçısı ve besteci Ozan Musluoğlu, ayrıca Marc Johnson, David Friesen, Dominique Lemerle, Robert Balzar ve Dwayne Burno gibi dünya genelinde tanınan kontrbasçılarla workshoplara katıldı. 2009 yılında çıkardığı ilk albümü Coincidence’tan iki yıl sonra ikinci albümü 40th Day’i yayınladı. Bu albümde, Downbeat dergisinin beş yıl üst üste Yılın Trompetçisi ilan ettiği Jeremy Pelt trompetini konuştururken, tenor saksofonda J.D. Allen, piyanoda Danny Grissett ve davulda Darrell Green yer aldı. Üçüncü albümü My Best Friends Are Pianists’i ise Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli 12 caz piyanistiyle birlikte yaptı. Ozan Musluoğlu, caz tarihinin efsaneleşmiş 9 kontrbasçısının bestelerinin yorumlandığı ve başarısını perçinleyen #nine isimli son albümünün ilk festival konseri için Akbank Caz Festivali’ne konuk oluyor.
Şenova Ülker: Trompet
Engin Recepoğulları: Saksafon
Ercüment Orkut: Piyano
Ozan Musluoğlu: Kontrbas
Ferit Odman: Davul

• CAN ÇANKAYA & KAĞAN YILDIZ
25.10.2018 PERŞEMBE 19:00
Akbank Sanat
Eserleri ve düzenlemeleri İstanbul, İzmir, Antalya ve Eskişehir devlet senfoni orkestraları tarafından yorumlanan piyanist, besteci Can Çankaya ve bugüne kadar Benny Golson, Freddy Cole, Dena DeRose, Kevin Mahogany, Jim Rotondi, John D’earth, Dave Samuels, Alain Mallet ile sahne paylaşan kontrbasçı Kağan Yıldız, ortak proje albümleri Timeless’ı bu yıl yayımladı. Festivalde sahne alacak ikili, bu ilk albümlerinden parçalara da yer verecekleri performanslarıyla izleyiciye dokunaklı ve sürükleyici bir deneyim yaşatacak. İmza attıkları işlerle şimdiden Türkiye çağdaş caz sahnesinin öne çıkan isimleri arasına girmeyi başaran Can Çankaya ve Kağan Yıldız’ın piyano-kontrbas birlikteliğiyle fark yaratacağı bu konser deneyimi caz dağarcığınızda yeni ufuklar açacak.
Can Çankaya: Piyano
Kağan Yıldız: Kontrbas

• SHINYA FUKUMORI TRIO
17.10.2018 ÇARŞAMBA 19:00
Akbank Sanat
Shinya Fukumori Trio’nun hayallerle dolu şiirsel müziği dinleyicilerinin zihinlerini sükunete davet ediyor. Münih çıkışlı Japon-Fransız-Alman üçlüsünün grup lideri ve aynı zamanda baş bestecisi olan davulcu Shinya Fukumori, geniş bir hayal gücünün ürünü melodileriyle tanınan başarılı bir müzisyen. Fukumori’nin davulculuğunu farklı kılan titizliği, özgürce salınan baladlarının yelpazesinde de kendini açıkça gösteriyor. Ortaya çıkan müziğin özgür karakteri, tenor Matthieu Bordenave ve piyanist Walter Lang’in de kendilerini rahatça ifade edebildikleri alanlar yaratıyor. Topluluk, bu yıl yayınladıkları ilk albümleri For 2 Akis ile yenilik vadediyor ve festivalin en romantik gecelerinden biri, Shinya Fukumori Trio’nun dünyasını keşfetmeniz için sizi bekliyor.
Shinya Fukumori: Davul
Matthieu Bordenave: Tenor Saksafon
Walter Lang: Piyano

Fransız Rüzgarı

• TARKOVSKY QUARTET
22.10.2018 PAZARTESİ 20:30
Zorlu Performans Sanatları Merkezi, Drama Sahnesi
Tarkovsky Quartet’in hayallerle örülü müzik dili, piyano, viyolonsel, soprano saksafon ve akordeonun birlikteliğiyle, Andrei Tarkovsky’nin sinematografik dehasına atıfta bulunuyor. Grubun kurduğu görselliğe dayalı bu müzikal estetik, 2016’da yayınladıkları üçüncü albümleri Nuit blanche ile kendini daha çok hissettirmeye başladı. Grubun kurucusu François Couturier’nin kendi bestelerinin yanı sıra, grup üyeleriyle birlikte ürettiği parçaların da yer bulduğu bu albümde, çello sanatçısı Anja Lecher, saksafoncu Jean-Marc Larché ve akordeoncu Jean-Louis Matinier, hayalleri ve hafızayı keşfe çıkarken, Tarkovsky’nin sinemasına göz kırpmaya devam ediyor. Usta yönetmenin yaratıcılığı, emprovize oda müziği, modern kompozisyonlar veya barok parçaların içinde adeta ışıldıyor. Ve Akbank Caz Festivali bu konser akşamında sizi Tarkovsky Quartet’in bu benzersiz enerjisini ve derin hayal gücünü paylaşmaya davet ediyor.
François Couturier: Piyano
Anja Lechner: Viyolonsel
Jean-Marc Larché: Soprano Saksafon
Jean-Louis Matinier: Akordeon

• CALOÉ
26.10.2018 CUMA 22.30
Nardis
Caz vokali ve besteci Caloé, büyük hayranlık duyduğu Ella Fitzgerald’ın adımlarını tutkuyla takip ediyor ve onun geliştirdiği “scat” vokal tekniğini kendince yorumlayıp yeni keşifler yapmanın peşine düşüyor. Farklı kültürlerden ve renklerden esinlenerek yazdığı şarkılarla ve geniş repertuarıyla, emprovizasyonları ve karakteristik yorumuyla kendi gökkuşağını yaratan bu genç yetenek, kariyerinin başından beri ilham verici sanatçılarla çevrili olmasının da hakkını veriyor. Müziğini her ay YouTube kanalından yayınladığı yeni videolar aracılığıyla paylaşıyor ve takipçilerine Fransa’daki hayatından enstantaneler sunuyor. Caloé bu yılın başında, Stevie Wonder’ın Part Time Lover cover’ı ve Soleil d’Hiver olmak üzere iki yeni single yayınladı. Montreux Caz Festivali’nde yarı finale kalmasının yanı sıra bugüne kadar New York, Meksika, Oslo ve Stockholm gibi şehirlerde önemli caz sahnelerinde performans sergiledi. Fransız esintilerini şehre taşıyacak Caloé’nin İstanbul’daki bu ilk konseri kaçmaz.
Caloé Barbillon: Vokal
Uraz Kıvanel: Piyano
Kağan Yıldız: Kontrabas
Ferit Odman: Davul

• RÉMI PANOSSIAN TRIO
19.10.2018 CUMA 19:00
Akbank Sanat
Çarpıcı groove’lar, büyüleyici melodiler ve emprovize enerjiden beslenen anlar… Rémi Panossion Trio’nun modern caza gönül veren üyeleri, konuşkanlığın dozunu hiç kaçırmayan eşsiz melodiler yaratırken, alabildiğine canlı bir sound’a imza atıyorlar. Son 9 yıl içinde, dünya genelinde prestijli sahnelerde 400 konser veren bu enerjik üçlü yeni ufuklara doğru kanat çırpmaktan hiç vazgeçmiyor. Grup bu doludizgin macerada, son iki albümleri için Eric Legnini ve DJ Eric Lau ile de işbirliği yaptı. Akbank Caz Festivali, güçlü piyanosuyla Rémi Panossian’ı ve maharetleriyle ona eşlik edecek kontrbasçı Maxime Delporte ve davulcu Fred Petitprez’i ağırlayacak olmanın heyecanını yaşıyor. Rémi Panossian Trio’nun hikayeler ören, yenilikçi müziği izleyiciyi hayli deneysel ve benzersiz bir yolculuğa çıkaracak.
Rémi Panossian: Piyano
Maxime Delporte: Kontrbas
Fred Petitprez: Davul

• KOFFİ KWAHULÉ: CAZ MÜZİĞİ, TİYATRO İÇİN BİR İLHAM KAYNAĞI
22.10.2018 PAZARTESİ 19:00
Fransız Kültür Merkezi
Yazdığı otuzun üzerinde tiyatro oyunuyla adını dünyaya duyuran ve prestijli ödüllerin sahibi olan yazar ve dramaturg Koffi Kwahulé, bugün, dünya çapında oyunları en çok sahnelenen Afrikalı yazarlardan biri. Kwahulé’nin genellikle müzik notalarıyla süslü yapıtları, izleyicileri tuhaf ve hayli orijinal bir dünyaya doğru yolculuğa çıkarırken, cazı çağrıştıran eş zamanlı bir sükûnet kendine has bir müzikal ton yaratıyor. Kwahulé’nin oyunlarına eşlik ederek onları zenginleştiren caz, aynı zamanda metinlerin ilerleyişine de düzensiz bir ritim katıyor. Bazen nefes nefese olan, bazen duraksayan tempo, Kwahulé’nin oyun yazarlığının alametifarikası niteliğinde. Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkede sahnelenen Bira Fabrikası (Brasserie), Big Shoot, Arıza (Blue-S-Cat) ve çok yakında sahnelenecek L’odeur des arbres gibi oyunların sahibi duayen yazar, Akbank Caz Festivali kapsamında caz müziğinin yapıtları üzerindeki etkisini ve bu iki sanat disiplini arasındaki ilişkiyi anlatacak.
Konuşma dili Fransızcadır ve Türkçe simültane tercüme yapılacaktır.

Caz Saati

• AKŞAMÜSTÜ CAZ: SANAT DELİORMAN & URAZ KIVANER DUO
20.10.2018 CUMARTESİ 18:00 – 19:00
Akbank Sanat Kafe

Özellikle güçlü sesi ve duygulu yorumuyla akıllarda kalan Sanat Deliorman, 2012’den beri Nardis başta olmak üzere İstanbul, Ankara ve Bodrum’un bilinen caz mekanlarında sevdiği müzik dostlarını ağırladığı “Sanat Deliorman ve Caz Biraderleri” ekibiyle konserler gerçekleştiriyor. Ayrıca, Bora Çeliker ve Eylül Biçer ile Konuşan Gitarlar, Janusz Szprot ile ise Polonya’dan Sevgilerle adlı iki özel konser projesini yürütüyor. Akbank Caz Festivali sahnesine konuk olacak Sanat Deliorman’a, piyano çalış tekniğinde Bill Evans, Oscar Peterson ve Ahmad Jamal’in izlerini görebildiğimiz, ilham verici müzisyen Uraz Kıvaner eşlik edecek.
Sanat Deliorman: Vokal
Uraz Kıvaner: Piyano

• AKŞAMÜSTÜ CAZ: NEWPEL
27.10.2018 CUMARTESİ 18:00 – 19:00
Gabbro Swissotel
2012 yılında gitar-saksafon duo olarak müzik yapmaya başlayan NewPel, 2015 yılında kontrbasın da eklenmesiyle güçlü bir trio halini aldı. Her biri aynı zamanda farklı stillerde ve farklı gruplarla müzik yapan grup üyeleri jazz standartları, swing ve popüler eserleri birlikte yorumlamaktan büyük bir keyif alıyor. Bugüne kadar pek çok organizasyon ve festivalde yer alan NewPel, müziğini ulaşabildiği her mecraya taşımaya devam ediyor. Akbank Caz Festivali kapsamında, bir sonbahar akşamında Swiss Otel’de gerçekleşecek konserleri için bu renkli üçlüye, piyanosuyla Görey Beydağı eşlik edecek.
Mahir Dabakoğlu: Gitar
Bora Tanyeli: Saksafon
Arda Ozkan: Kontrbas
Görey Beydağı: Piyano

Liselerde Caz

Liselerde Caz atölyeleri, bu yıl bir kez daha Akbank Caz Festivali’nin en yaratıcı etkinliklerinden biri olmaya aday. Her yıl düzenlenen bu etkinlik dizisi, lise öğrencilerini cazla tanıştırmayı ve onlara cazı sevdirmeyi amaçlıyor. Programdaki etkinlikler kapsamında öğrenciler, müzisyenlerin yaratım süreçlerinde özellikle nelere dikkat ettiklerini, onları bire bir izleyerek öğreniyorlar ve soru-cevap akışıyla ilerleyen sohbetler sayesinde caz enstrümanlarını yakından tanıma fırsatına sahip oluyorlar. Liselerde Caz atölyelerinin bu yılki ilham verici konukları Ercüment Orkut, Volkan Topakoğlu ve Ediz Hafızoğlu.

Kampüste Caz

• KAMPÜSTE CAZ // EVRENCAN GÜNDÜZ VE UZAYLILAR
Jimi Hendrix, B.B. King, Albert Collins, Freddie King ve James Brown dinleyerek büyümek Evrencan Gündüz için sonsuz bir ilham kaynağıydı. 14 yaşındayken klasik gitar çalmaya başladı, bir yıl sonra ise babası Asım Can Gündüz’ün hediyesi sayesinde, elektro gitarla tanışmış oldu. Takip eden dönemde, babasıyla pek çok kez aynı sahneyi paylaşarak eşsiz bir deneyim elde etti. Geçtiğimiz yıl yayınladığı ilk EP’si Evrencan Gündüz ve Uzaylılar’ın başarısını bu yıl yeni EP’si Mevsim Çiçekleri ile taçlandırdı. Cazın bu yeni jenerasyon yeteneğiyle henüz tanışmadıysanız, Kampüste Caz turnesini fırsat bilin ve Akbank Caz Festivali’nin en doludizgin sahnelerinden birinde onunla buluşun.
Evrencan Gündüz: Vokal, Gitar
Edward Pithey: Saksafon
Dilan Balkay: Trombon
Salih Yeniev: Bas
Uğurcan Mamuzlu: Davul

Atölyeler

• SWING JAZZ / LINDY HOP DANS ATÖLYESİ
20.10.2018 CUMARTESİ 19:00
Stüdyo Harlem/ Taksim

21.10.2018 PAZAR 18:00
Stüdyo Savoy / Kadıköy
Lindy Hop dans akımı, cazın altın çağı diye bilinen Swing döneminde New York’ta tarih yazdı ve 1920’li yılların ortasından 1940’lı yılların sonlarına kadar doludizgin yaşandı. 1940’ların birçok Hollywood filmine konu olan bu swing dans janrı sonradan rock’n roll’a evrildi. Özgürleştirici Lindy Hop deneyimi, rüzgarını bugünlere de taşıyarak, halen dünyanın birçok ülkesinde meraklılarını pistlere çekmeye devam ediyor. Istanbul Lindy Hoppers, partnerli yapılan bu dansın soluksuz neşesini Akbank Caz Festivali’nin 1 saatlik atölyesinde katılımcılarla paylaşacak. 20. yüzyılın en ilham verici dans adımlarının ritmine kendinizi kaptırmaya hazırlanın. (Katılımcı sayısı 25 kişiyle sınırlıdır.)

• SWING JAZZ / SOLO CAZ DANS ATÖLYESİ
20.10.2018 CUMARTESİ 18:00
Stüdyo Harlem/ Taksim

21.10.2018 PAZAR 17:00
Stüdyo Savoy / Kadıköy

İstanbul Lindy Hoppers, swing döneminin mutluluk saçan enerjisini bedenlerinde hissetmek isteyenlerle, 1 saatlik bu solo caz atölyesinde buluşacak. Partner gerektirmeyen atölyeye katılarak solo cazla tanışıp, cazın en canlı ritimleriyle adımlarınıza neşe katabilirsiniz.
(Katılımcı sayısı 25 kişiyle sınırlıdır.)

• JAZZ TAP ATÖLYESİ
21.10.2018 PAZAR 16:00
Stüdyo Savoy / Kadıköy
Tap dans, ayak vuruşlarıyla çıkarılan sesler ile ritim yaratmaya odaklı bir dans türüdür. Müzikalite ve ritim duygusunu birleştiren, 1920’lerin caz adımlarını içeren, eğlence ve doğaçlamanın ön planda olduğu bu dansla atölyemizde tanışabilirsiniz.
(Katılımcı sayısı 25 kişiyle sınırlıdır.)
• SWING KIDS / ÇOCUKLAR İÇİN DANS ATÖLYESI
20.10.2018 CUMARTESİ 15:00
Akbank Sanat

21.10.2018 PAZAR 15:00
Stüdyo Savoy / Kadıköy

“Kendi gibi olma” kavramını çocukların potansiyeliyle, onlara özgürce yaratabilecekleri ve anı yaşayabilecekleri imkanlar tanıyarak keşfedebiliriz. Dans etmek, çocukların kendilerini ve bedenlerini tanımasına olanak sağlarken, onlara başkalarıyla iletişim kurabilmeyi de öğretir.
Bu atölyede çocuklarla birlikte oyunlar oynayıp, onlarla cazın tınıları eşliğinde dans edeceğiz.
(Katılımcı sayısı sınırlıdır.) *12 yaş ve üzeri çocuklara hitap etmektedir.

Bodrum Türk Filmleri Haftası 13 Eylül’de başlıyor

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Bodrum Belediyesi, Kos (İstanköy) Belediyesi, Bodrum Ticaret Odası, Magazin Gazetecileri Derneği (MGD) ve Cinemarine Sinemaları’nın katkıları ile Bodrum Sinema ve Kültür Derneği ve Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği (SİSAY) tarafından düzenlenecek 8.Bodrum Türk Filmleri Haftası’nın basın toplantısı gerçekleşti.

5 Eylül Çarşamba günü CVK Park Bosphorus Hotel İstanbul’da düzenlenen basın toplantısına Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği Başkanı (SİSAY) Cenk Sezgin, Magazin Gazetecileri Derneği Başkanı (MGD) Okan Sarıkaya, Yönetmen Serdar Akar, Oyuncular Erdal Beşikçioğlu, Ertan Saban, Cemre Melis Çınar, Fatih Ayhan ve çok sayıda basın mensubu katıldı.

13-22 Eylül tarihleri arasında sinemaseverler ile buluşacak Türk Filmleri Haftası’nın basın toplantısının açılış konuşmasını Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği Başkanı (SİSAY) Cenk Sezgin yaptı. Sezgin; “Bu yıl 8.si düzenlenecek etkinliğin ağırlayacağımız konuklarımızdan vereceğimiz ödüllere ve göstereceğimiz filmlere kadar birçok sürprizleri olacak” dedi. Aynı anda üç şehirde, gerçekleşen başka bir etkinliğin olmadığının altını çizen Cenk Sezgin, son iki yıldır Kos (İstanköy) Adası’nda gerçekleşen gösterimlerin bu yıl da devam edeceğini ifade etti.

Magazin Gazetecileri Derneği Başkanı (MGD) Okan Sarıkaya da Bodrum Türk Filmleri Haftası’nı çok önemsediklerini dile getirerek sözlerine başladı. Sarıkaya, 6 yıldır “Bodrum Türk Filmleri Haftası” nın destekçilerinden olduklarını ve 3. senesinden itibaren bu organizasyonun içine bir fiil dahil olmaktan duydukları mutluluğu dile getirdi; Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’ne ve CVK Park Bosphorus Hotel İstanbul’a verdiği destek için teşekkür etti.

8. Bodrum Türk Filmleri Haftası’nda verilecek ödüller açıklandı!

Bu yıl 8.si düzenlecek Bodrum Türk Filmleri Haftası’nda SİSAY Yaşam Boyu Onur Ödülü Fatma Girik’e, SİSAY Onur Ödülü Ayşen Gruda’ya, SİSAY EMEK ÖDÜLÜ Sumru Yavrucuk, Altan Erkekli, Erkan Can ile Bahar Öztan’a, SİSAY Başarı Ödülü Zerrin Tekindor ile Timuçin Esen’e ve SİSAY Genç Başarı Ödülü, Enes Batur’a takdim edilecek.

Vizyona Yeni Girecek Filmler İlk Kez Bodrum’da!

Müslüm filminin ilk kez Bodrum Türk Filmleri Haftası’ndan özel bir tanıtımının yapılacağını ifade eden SİSAY Başkanı Cenk Sezgin, bu yıl ayrıca henüz vizyona girmemiş çok özel yapımların da tanıtımlarının ve özel gösterimlerinin yapılacağını müjdeledi. Sevgili Komşum, İçimdeki Hazine, Babamın Ceketi, Herşey Seninle Güzel, Deliler, Çanakkale Keşif ve Çiçero gibi bu yıla damgasını vurmaya hazırlanan yapımlar, Bodrum’da gerçekleşecek özel gösterim ile sinemaseverlerin karşısına ilk kez görücüye çıkacaklar. Ülkemizde sinema işletmecilerini, yapımcı ve yönetmenlerle bir araya getiren “CineBodrum”da bu yıl yönetmenliğini Murat Şeker’in yaptığı, başrollerini Şevket Çoruh ve İlker Ayrık’ın paylaştığı Çakallar Dans 5, başrollerini Oğuzhan Koç ve İbrahim Büyükak’ın üstlendiği komedi türündeki Yol Arkadaşım 2, Çağan Irmak’ın yönetmenliğini yaptığı Bizi Hatırla filmlerinin oyunculu tanıtımları gerçekleşecek.

“Profesyoneller Kuşağı; CineBodrum” 13-16 Eylül tarihlerinde gerçekleşiyor

Film yapımcılarının direkt salon sahipleri ile buluşarak karşılıklı görüş alışverişinde bulunulabilecekleri etkinlikler 13-16 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek. Bu yıl daha da büyüyerek Bodrum Türk Filmleri Haftası’nın olmazsa olmazı olacak, ülkemizde sinema işletmecilerini, yapımcı ve yönetmenlerle bir araya getiren ve her yıl SİSAY’ın ev sahipliğinde gerçekleşen yeni adıyla “CineBodrum” dağıtım ve yapım şirketlerinin yeni vizyonda gösterime sokacakları filmlerin salon sahiplerine tanıtımlarına yer verecek. Bu vesile ile sektörün güçlü yapımcı ve dağıtımcı kuruluşları filmlerinin sinema işletmecilerine doğrudan tanıtımı için yine Bodrum’da bir araya gelmeye hazırlanıyor.

Film gösterimleri ise 16-22 Eylül tarihleri arasında Bodrum ve Kos (İstanköy) Adası’nda gerçekleşecek.

İstanbul Tiyatro Festivali programı belli oldu

Programına bu yıl 12 uluslararası, 12 yerli yapımı alan, Anadolu ve Avrupa yakalarında 18 mekana yayılacak 22. İstanbul Tiyatro Festivali, tiyatroseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.
Bu yılın onur ödülüne de layık görülen Evgeny Mironov’un Robert Lepage yönetmenliğinde 11 Hamlet karakterini canlandırdığı Hamlet/Collage, güncel dansa yön veren Nederlands Dans Theater l’den dört farklı koreografinin yer aldığı bir dans maratonu, festivalin sadık konuklarından Theodoros Terzopoulos’un, son halkası geçtiğimiz yıl festivalde gösterilen üçlemesinden ilk ikisi Amor ve Alarme, Piccolo Teatro’nun çağdaş bir sahneleme ile tiyatroseverlerle buluşacak olan Komik Tiyatr’su, dijital sahne tasarımı ile hi p-hop’tan modern dansa ve akrobasiye farklı hareket tarzlarının bir araya geldiği PIXEL dans gösterisi, her zaman olduğu gibi merakla beklenen yerli prömiyerler ve çok daha fazlasıyla festival, soluksuz takip edilecek bir program sunuyor.
Festival biletleri 15 Eylül Cumanesi 10.30’dan itibaren Biletix satış kanallarından ya da hizmet bedelsiz olarak ana gişe IKSV’den veya 15-16 Eylül tarihlerinde 10.30-18.00 saatleri arasında Moda Sahnesi’nde yer alacak geçici festival gişesinden satın alınabilir.
Festivalde bu yıl da 10 TL olan öğrenci biletleri, öğrenci kimlikleri gösterilerek yalnızca ana gişe IKSV’den veya Moda Sahnesi’nde yer alacak geçici festival gişesinden (16 Eylül Pazar günü 18.oo’e kadar, 10.30-18.00 saatleri arasında) alınabilir. Öğrenci biletleri kontenjanla sınırlıdır.

Gülriz Sururi’den tiyatroya destek

 

İstanbul Kültür Sanat Vakfı, ülkemizde kültür ve sanatın gelişimi ve bu alandaki güncel ve nitelikli üretimin desteklenmesi adına, klasik müzik, caz, sinema ve edebiyat gibi farklı disiplinlerde sunduğu ödüllere bir yenisini ekliyor.

Tiyatro sanatçısı Gülriz Sururi’nin değerli bağışlarıyla hayata geçirilen Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü, yaptıkları projelerle ve yenilikçi yaklaşımlarıyla tiyatromuzun gelişimine katkıda bulunan tiyatro topluluklarına ya da kişilere sunulacak. Ödül, genç tiyatroculara, sahneleyecekleri bir sonraki projelerinde kullanılmak üzere 15.000 Amerikan doları değerinde destek sağlayacak. Ödüle layık görülen proje, İstanbul Tiyatro Festivali programında yer almaya da hak kazanacak.

Gülriz Sururi başkanlığındaki Seçiciler Kurulu, her yıl sezon boyunca farklı mekânlarda sahnelenen projeleri değerlendirerek ödül verilecek tiyatro topluluğunu ya da kişiyi belirleyecek. Seçici Kurulda, oyuncu, senarist ve girişimci Mert Fırat; oyuncu ve eğitmen Tilbe Saran; çevirmen, tiyatro eleştirmeni, yazar, sahne ve kostüm tasarımcısı, gazeteci, eğitmen Seçkin Selvi; İstanbul Tiyatro Festivali Direktörü Leman Yılmaz ve oyuncu Selçuk Yöntem yer alıyor. 2018 Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü’nün sahibi Ekim ayında açıklanacak.

İKSV, çağdaş tiyatromuzun gelişiminde büyük katkıları bulunan iki usta ismin adına verilecek Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü aracılığıyla, genç tiyatro topluluklarını destekleyerek, Türkiye’de sahne sanatları alanında yeni ve nitelikli yapımların gerçekleşmesini teşvik etmeyi amaçlıyor.

Gülriz Sururi ve Engin Cezzar Hakkında

İlk Türk primadonnası Suzan Lütfullah ile ilk operet kurucularımızdan Lûtfullah Sururi’nın kızı olan Gülriz Sururi, tiyatro yaşamına Muhsin Ertuğrul’un isteğiyle 12 yaşında çocuk tiyatrosunda başladı ve İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro ve Şan bölümlerinde okudu.

2017 yılında kaybettiğimiz Engin Cezzar ise Yale Üniversitesi’nde tiyatro eğitiminin ardından Broadway’de ve New York Actors’ Studio’da başrollerde sahneye çıktı.

Gülriz Sururi ve Engin Cezzar, bireysel çalışmalarının ardından tiyatro kariyerlerine 1962’de kurdukları Gülriz Sururi–Engin Cezzar Tiyatrosu ile devam ettiler. Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu dünya tiyatro literatürünün önemli oyunlarına yer verdiği gibi; aralarında Teneke, Kurban, Midas’ın Kulakları’nın da bulunduğu yerli tiyatro eserlerini ilk kez sahneleyerek Türk tiyatro tarihine damgasını vurdu. Gülriz Sururi ve Engin Cezzar, Haldun Taner’in oyunu Keşanlı Ali Destanı’yla unutulmaz bir ikili yarattı.

Gülriz Sururi ve Engin Cezzar 2003 yılı Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü ile 2008 İstanbul Tiyatro Festivali Onur Ödülü’nün sahibi. Yazar ve yönetmen olarak edebiyat ve tiyatro dünyamıza katkılarda bulunmaya devam eden Gülriz Sururi, son olarak 2008’de, Suat Derviş Hanım’ın romanından oyunlaştırdığı “Fosforlu Cevriye” müzikalini yönetti.

Limak Filarmoni Orkestrası Zeki Müren şarkılarıyla Türkiye turnesine çıkıyor

İstanbul ve Ankara konserlerini tamamlayan Limak Filarmoni Orkestrası, şimdi de Türkiye’yi karış karış gezmeye hazırlanıyor. Orkestra, Türkiye turnesine 6 Aralık’ta Bursa’da başlıyor.

Tenor Murat Karahan’ın sanat yönetmenliğinde kurulan orkestranın çıkacağı Türkiye turnesinde yine şefliği Rengim Gökmen üstlenecek.

Limak Filarmoni Orkestrası, Türkiye’nin “sanat güneşi” olarak adlandırılan sanatçımız Zeki Müren’in en sevilen şarkılarını, bambaşka bir yorumla, şimdi de Türkiye’nin dört bir yanında izleyicilerle buluşturacak.

Zeki Müren doğduğugünde, doğduğu şehirde..

“Ülkemizin sanat güneşi” olarak adlandırılan Zeki Müren’in doğum günü olan 6 Aralık’ta yine doğduğu şehir olan Bursa’da başlayacak olan konserler aralık ve ocak ayı boyunca yaklaşık 10 ilde yapılacak.

Tenor Murat Karahan, düzenlenecek konserlerde Zeki Müren’in hafızalardan çıkmayan “Şimdi Uzaklardasın”, “Elbet Birgün Buluşacağız” ve “Yaralı Gönül” gibi onlarca parçasını seslendirecek.

70 müzisyenden oluşan Limak Filarmoni Orkestrası’nın konser gelirleri sosyal sorumluluk projelerine aktarılacak.

“Yol Ayrımı” görücüye çıktı…

Şener Şen’in başrolünde oynadığı “Yol Ayrımı” filminin galası yapıldı.

Birçok kült filme imza atan Yavuz Turgul’un yazıp yönettiği filmin gala gösterimi, Kanyon AVM’de gerçekleştirildi.

Şener Şen, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Av Mevsimi”nin ardından 7 yıl sonra ilk defa beğeneceği bir senaryo geldiği için bu filmde rol aldığını söyledi.

Turgul’un katılmadığı gecede, çok kıymetli bir ekiple çalıştıklarını aktaran Şen, “Yavuz Bey çok titiz olduğu için hazırlık çok önceden oldu. Biz de pek alışık olunmayan bir yöntem izledik, 1,5 ay kadar prova yaptık çekimden önce. Neredeyse bir tiyatro oyununun sahneye konması gibi hazırlık oldu. 2 ay da çekimler sürdü.” diye konuştu.

Şen, gelecek senaryolara bağlı olarak bir sonraki filmini daha çabuk çekebileceğine dikkati çekti.

Filmde Şener Şen’in annesi rolünde yer alan Çiğdem Selışık Onat da film teklifini, özellikle Şen ve Turgul ile çalışmak istediği için kabul ettiğini dile getirdi.

Onat, filmi kendisi için bir hediye olarak kabul ettiğinin altını çizerek, “Ben Türkiye’ye döndüğümde bir anlamda emeklilik gibi yorumladığım bir başka yaşam düzeyine girmek, tiyatro ve oyunculuk dışında başka şeyler düşünmek istedim ama hayat sürprizlerle dolu. Beni kuyruğumdan yakaladı, yine film, oyunculuk ve hikayeler anlatma dünyasına çekti.” ifadelerini kullandı.

“Sinema salonlarına kalite gelecek”

Filmin başrollerinden Mert Fırat ise “Yol Ayrımı” gibi bir filmde oynamanın harika bir duygu ve büyük bir şans olduğunu belirterek, çok mutlu olduğunu kaydetti.

Komedyen Cem Yılmaz da filmi daha önce izleme şansı bulduğunu ve bu filmin sinema salonlarına kalite getireceğine inandığını ifade etti.

“Ayla” başta olmak üzere, son günlerde gösterime giren filmlerin çok iyi olduğunun altını çizen Yılmaz, “Uzun zamandır görmediğimiz performanslar izleyecek seyirci ‘Yol Ayrımı’nda. O anlamda çok kıymetli. Şener ağabeyin yanı sıra oynayan bütün herkes çok iyi oyuncular.” dedi.

Yılmaz, sinema sektörünün zorluklarına değinerek, “Zor filmler yapıyoruz. Seyirciye muhtaç filmler bunlar. Seyirci eğer izlemezse bu kalitede film yapmak çok zor. Çünkü işin ekonomisi kurtarmıyor büyük prodüksiyonu.” değerlendirmesinde bulundu.

Gala gecesine oyuncular Ozan Güven, Zafer Algöz ve Ahu Yağtu ile gelen Cem Yılmaz, Yavuz Turgul ve Şener Şen’den söz aldıklarını, seneye yaz aylarında, birlikte yeni bir çalışma yapacaklarını anlattı.

“Yol Ayrımı”

Yaklaşık 2,5 saat süren filmde ayrıca Rutkay Aziz, Nihal Yalçın, Tilbe Saran, Ruhsar Öcal ve Defne Kayalar rol alıyor.

Görüntü yönetmenliğini Uğur İçbak’ın üstlendiği filmin müzikleri de Anjelika Akbar imzası taşıyor.

Erol Avcı’nın yapımcılığında çekilen “Yol Ayrımı”nın konusu ise özetle şöyle:

“Hayatını babasından devraldığı tekstil imparatorluğunu büyütmeye adayan Mazhar Kozanlı (Şener Şen), bunun için de agresif ve acımasız yöntemlerden kaçınmaz. Birgün trafik kazası geçiren Mazhar, kazadan sonra hayata yeniden tutunur. Belki böylece geçmişten bugüne fark etmeden taşıdığı ağır yükten de kurtulabilecektir. Kolay olmayan bu değişimle karşılaştığı yol ayrımında, ailesi önünde bir engel olarak beklemektedir. Mazhar, yaptığı tercihin bedelini ödemek ya da pes etmekle karşı karşıya kalacaktır. Çıktığı bu yolda yeni dostlar ve mekanlar bulacaktır.”

Kutluer’e Brezilya’da yoğun ilgi

Flüt sanatçısı Şefika Kutluer’in konserine, Brezilyalı müzikseverler büyük ilgi gösterdi.

Başkent Brasilia’daki Cine Brasilia Konser Salonu’nda verdiği konserde, Kutluer’e Claudio Santoro Ulusal Tiyatro Senfoni Orkestrası eşlik etti. Konser salonunda oturacak yer kalmayınca, bazı müzikseverlerin, Kutluer’i yerde oturarak dinlediği gözlendi.

Türkiye’nin Brasilia Büyükelçisi Ali Kaya Savut, konserden önce yaptığı konuşmada, bu ortak kültürel etkinliğin, Türkiye ve Brezilya arasındaki ilişkileri daha da güçlendireceğini belirtti.

Kutluer de konserin ardından AA muhabirine yaptığı açıklamada, Brezilyalı müzisyenlerin büyük tutkuyla çaldıklarını, onlarla birlikte müzik yapmaktan büyük keyif alıp mutluluk duyduğunu dile getirdi.

“Sihirli Flüt” olarak da tanınan Kutluer, “Ülkemizi dünyanın bu uzak köşesinde temsil ediyor olmanın gururunu yaşıyorum.” dedi.

“Yıllardan beri inanılmaz bir heyecanla bugünü bekliyordum”

Opera sanatçısı Hakan Aysev, “Yeni Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Projesi”nin tanıtımının çok güzel yapıldığını belirterek, “Ben yıllardan beri inanılmaz bir heyecanla bugünü bekliyordum. Dün çok mutluydum, ülkemle ilgili umutlarım daha iyi yeşerdi, güzel şeylerin olacağını düşünüyorum ve tahmin ediyorum. Değerlerimize sahip çıkalım.” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından tanıtımı gerçekleştirilen projeyi AA muhabirine değerlendiren Aysev, gelişmelerin Türkiye ve İstanbul için çok önemli olduğunu söyledi.

Aysev, dünyada her büyük şehirde büyük bir opera binasının olduğunu ifade ederek, “Mesela New York’ta ‘Metropolitan Operası’, Milano’da ‘La Scala Operası’, Moskova’da ‘Bolşoy Operası’, Fransa Paris’te ‘Bastil Operası’ bu şehirlerin en önem verdiği merkezleridir. İstanbul da dünyanın en önem verdiği merkezlerden bir tanesidir ve Atatürk Kültür Merkezi de o bölgeye çok önem katan bir yapıydı.” diye konuştu.

AKM’nin sadece bina olarak değil konum olarak da büyük önem arz ettiği değerlendirmesinde bulunan sanatçı, “Çok güzel bir proje tanıtımı oldu, lansmanı yapıldı. Ben yıllardan beri inanılmaz bir heyecanla bugünü bekliyordum. Dün çok mutluydum, ülkemle ilgili umutlarım daha iyi yeşerdi, güzel şeylerin olacağını düşünüyorum ve tahmin ediyorum. Değerlerimize sahip çıkalım.” yorumunu yaptı.

“Sanat, hiç bir zaman lüks değildir”

AKM’de yaşanan gelişmelerin en başından beri yakından takipçisi olduğunu vurgulayan Aysev, şöyle devam etti:

“Sürecin bu kadar uzun sürmesinin bence suçlusu yok. Sadece ne yapılmak istendiği dünkü gibi anlatılmadı. Dün yapılan açıklamalardan o kadar gurur duydum ki hayatımdaki en mutlu günlerimden biriydi. Ben Paris’te, Viyana’da, Amerika’da olan müzik merkezlerinin hepsinde başrol söyledim. Ülkemin, İstanbul’un böyle bir merkeze sahip olmaması benim canımı yakıyordu. Dün projeyi gördükten sonra çok büyük bir rahatlık yaşadım. 2 bin 500 kişilik bir opera salonu, 800 kişilik konser salonu, oda tiyatrosu, sergi salonları ve bunun yanında en üst katının restoran olarak yapılıyor olması çok önemlidir. Bunun dünyada örnekleri çok fazla var, normal insanları operaya, kültür merkezine çekebilmek için böyle özel kafeler, restoranlar ve müzik merkezleri yapılmıştır.”

Yurtdışından Türkiye’ye ilk geldiği  zamanlarda Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne turnelere çıktığını söyleyen Aysev, “Bana, ‘Önce bu insanların karnını doyurmak lazım, karınları sanatla mı doyacak?’ demişlerdi. Böyle yaklaşımlar hep olacaktır. Sanata bizim açımızdan bakmayacak insanlar her zaman olacaktır. Sanat lüks müdür? Bana göre sanat, hiç bir zaman lüks değildir.” dedi.

Hakan Aysev, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Batılı olmakla şeklen Avrupalı olmayı maalesef birbirine karıştırdık. Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak küresel bir iddia sahibi olmak demekken kültürel taklitçiliğin asırlarca sizi kendisine rakip, hatta düşman görmüş bir dünyaya teslimiyet demek olduğunu ne yazık ki göremedik.” ifadelerine aynen katıldığını dile getirdi.

“Türkiye’nin dünya çapında sanatçıları var”

Erdoğan’ın tespitlerinin çok doğru olduğuna işaret eden Aysev, şunlası söyledi:

“Zamanında Türkiye’de de ulusal müziğimizin oluşmaması buna denk geliyor. Çünkü zamanında yurt dışına besteciler yollandı ama yurt dışındaki Alban Berg Schoenberg gibi son dönem bestecilerin taktikleri yapıldı. Mesela Azerbeycan bu konuda çok başarılı. Çünkü kendi halk şarkılarını seslendirebiliyorlar. Bizim bu yoldan ilerlememiz lazım. Cumhurbaşkanımıza bu konuda çok katılıyorum, Türk melodilerini ve müziklerini çok seslendirmek gerekiyor.”

Hakan Aysev, Türkiye’nin dünya çapında sanatçıları olduğunun altını çizerek, “Bunların başında Leyla Gencer’imiz, dünya çapında sopranomuz var. Dünya çapında bir piyanistimiz İdil Biret’imiz, her ne kadar haylaz çocuğumuz olsa da Fazıl Say’ımız var. Ben, dünya çapında bir kariyer yaptım ve şimdi Murat Karahan, Ayhan Baran, Suna Korat ve Gülşen Tatu gibi isimler, dünya çapında kariyer yapmış Türk müzisyenleridir.” diye konuştu.

AKM’nin yeni projesi bittikten sonra, opera sanatının daha geniş kitlelere ulaşacağını aktaran sanatçı, “Kadıköy Belediyesinin çok şeker bir binası olan Süreyya Operası vardı ama küçücüktü. İstanbul’un utancıydı bence bu. Küçük bir sahnede 600-700 kişiyle şarkı söylemek, opera oynamak başka, 2 bin 500 kişiye oynamak başkadır. Kesinlikle AKM, bu anlamda çok büyük bir açılım sağlayacak.” dedi.

Aysev, Taksim’in çok merkezi bir yer olduğuna vurgu yaparak, insanların ailece AKM’ye gelebileceğini ve çocukların opera-baleden etkilenerek sanata yönlenebileceğini sözlerine ekledi.

“Harika bir haber”

Yönetmen ve oyuncu Haldun Dormen de tiyatro binası olarak 1946’da projelendirilen AKM’nin yenilenmesinden dolayı çok mutlu olduğunu kaydetti.

Dormen, İstanbul Kültür Sarayı adıyla 1969’da hizmete açılan merkez için, “Hiç ümidim yoktu, benim için harika bir haber oldu. İnşallah çok kısa zamanda da kavuşuruz AKM’ye.” dedi.

Aralıklarla yaklaşık 60 yıldır birçok ünlü oyunların sahnelendiği Dormen Tiyatrosunu kuran Haldun Dormen, dayanıklılık problemleri nedeniyle yenilenme kararı alınan AKM binasının açılmasının, İstanbullular tarafından merakla beklendiğini vurguladı.

Özel tiyatroların yanı sıra birçok ödenekli tiyatroda da yönetmen ve oyuncu olara yer alan, bir dönem gazetecilik yapan ve kitaplar kaleme alan Dormen, şöyle konuştu:

“İstanbul gibi bir şehirde bir opera binası olmaması kadar korkunç bir şey olamaz. Hakikaten korkunç. Süreyya operasına sıkışmış durumdalar. Onun için sadece biz sanatçılar için değil, tüm İstanbullular için harika bir olay.”

Tiyatroadam yeni sezona hızlı başladı

Eğlenceli, coşkulu tarzı, yüksek performansı ve uyumlu birlikteliğiyle tanınan Tiyatroadam, 11 sezon önce, her oyun, her sezon yeni bir maceradır diyerek çıktığı yolculuğuna yeni oyunlar, yeni maceralar ekleyerek devam ediyor.

Yıllar içinde geliştirdiği eğlenceli, coşkulu tarzını, yüksek performansını ve ekip ruhunu, bu sezon Bertolt Brecht ve Duşan Kovaçeviç’in iki güçlü eseri “Kafkas Tebeşir Dairesi” ve “İntiharın Genel Provası”nda da gösteriyor. Geçtiğimiz sezon sahnelenmeye başladıkları ve büyük ilgi gören Nazım Hikmet’in “İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu?” oyunu ile birlikte Tiyatroadam bu sezon toplam üç farklı oyunla sahnelerde..

“Kafkas Tebeşir Dairesi”, “Epik Tiyatro”nun kurucusu Bertolt Brecht’in 1944 yılında kaleme aldığı, iyilik, dürüstlük, vicdan, özveri, adalet gibi evrensel insanlık değerlerini, emek-mülkiyet ilişkisini sorgulayan/sorgulatan çarpıcı bir başyapıt.

Can Yücel’in kendine has, eşsiz Türkçesi, Ümit Aydoğdu’nun dinamik, modern rejisiyle, seyirciyi temposu hiç düşmeyen, heyecanlı bir maceraya sürüklüyor.

Oyununun hareket düzeninde Gizem Erdem, ışık tasarımında Yakup Çartık, oyuncu kadrosunda ise Baransel Gürsoy, Deniz Özmen, Ediz Akşehir, Esra Şengünalp, Gökhan Azlağ, Pelin Bölükbaş, Rana Büyükyılmaz ve Serdar Akülker yer alıyor.

“Kafkas Tebeşir Dairesi”, 15-22-29 Kasım Çarşamba 20:30’da Baba Sahne’de olacak. Biletleri www.babasahne.com ’dan veya sahne gişesinden temin edilebilir. Ayrıca 10 Kasım Cuma 20:30’da Kocamustafapaşa Çevre Tiyatrosu’nda ve 18 Kasım Cumartesi 20:30’da Akatlar Kültür Merkezi/ Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde olacak. Bu oyunların biletleri de ilgili sahnelerin gişelerinden veya Biletix’ten alınabilir.

İkinci yeni oyun “İntiharın Genel Provası”, 20. yüzyılın Balkanlar’dan çıkan en keskin kalemlerinden biri olarak anılan Duşan Kovaçeviç’in kendine has üslubuyla, kara mizah tarzında kaleme aldığı alaycı ve sarsıcı bir sistem eleştirisi…

Bilge Emin’in dilimize kazandırdığı, Emrah Eren’in anlamı gölgede bırakmadan, seyir zevki yüksek, eğlencesi bol bir şekilde sahneye taşıdığı “İntiharın Genel Provası”, güçlü oyuncu ve yaratıcı kadrosuyla, izleyenleri sürprizlerle dolu bir bulmacaya, gizemli bir maceraya ortak ediyor.

Oyunun dekor ve kostüm tasarımında Barış Dinçel, ışık tasarımında Yakup Çartık, hareket düzeninde Gizem Erdem, müziklerinde Tevfik Kulak var. Oyuncu kadrosunda ise Erdem Akakçe, Fatih Koyunoğlu, Kadir Çermik ve Selen Öztürk yer alıyor.

 

“Bu akşam eve gidince mutluluktan ağlayacağım”

İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) Müdürü ve Sanat Yönetmeni Suat Arıkan, yıkılarak opera binasına dönüştürülecek olan İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) yenilenmesi projesine ilişkin, “Bu akşam eve gidince mutluluktan ağlayacağım.” dedi.

Yeni binanın projesini AA muhabirine değerlendiren Arıkan, çok heyecanlı olduğunu belirterek, “Yaklaşık 10 senedir AKM’nin dışında, tabiri caizse süründük. Çok ağladık. Bugün, bu akşam eve gidince mutluluktan ağlayacağım, 10 sene sonra.” ifadelerini kullandı.

AKM’nin yıllardır kullanılmadığına işaret eden Arıkan, şunları kaydetti:

“Bu kadar yıllardır yapılamayan temsiller, konserler ve sergileri düşündükçe çok üzülüyorum. Sadece İstanbul değil, Türkiye çok şey kaybetti. Projede benim çok hoşuma giden şey, opera, tiyatro ve konser sahnesinin ayrı olması benim mutluluğumu arttırdı. Bu çok önemli bir şey. Çünkü daha önce diğer kurumlarla paylaştığımız için hem program açısından hem de sahne açısından, konser sırasında kabuk (platform) gidip geliyordu. O sahne zarar görüyordu. Onun üzerine muşamba seriyorduk. Akşam bale temsili var. Tahrip olmuş döşeme yüzünden sakatlanan sanatçılarımız oluyordu. Dolayısıyla o salonda sadece opera ve bale temsili yapılacak olması çok iyi bir şey.”

Suat Arıkan, AKM’nin yokluğunda farklı mekanlara dağılmak durumunda kaldıklarının altını çizerek, “Gerçekten trajik bir durum. Bir mucize gerçekleştiriyoruz her akşam saat 20.00’de temsil yapmak için. Çünkü depomuz 30 kilometre, atölyeler 60 kilometre ileride. İdari bina başka yerde, sahnemiz başka bir yerde. Dolayısıyla mekik dokuyoruz. Ödediğimiz kira bedellerini ve benzin paralarını ayrı tutuyorum, emek, heyecan, stres çok fazlaydı.” diye konuştu.

Opera binasında olması gereken detaylara da dikkati çeken Arıkan, “Opera sahnesi, sadece koltuklarının sayısıyla olmaz. Atölyelerinin, depolarının aynı binada olması gerekir. Projede göremedim. Belki de yazılmamıştır. Otoparkların altında mı çok merak ediyorum. O olmazsa olmaz. Çünkü turneye gelir gibi, dekorumuzu taşıyarak buraya gelmek ve temsilden sonra tekrar çıkmak, böyle bir bina düşünülemez. O zaman opera binası olmamış olur.” dedi.

Arıkan, teknolojik gelişmelerle yapılan yeni opera binasında daha iddialı yapımlara da imza atabileceklerini aktararak, sözlerini şöyle tamamladı:

“AKM, sahne tekniği açısından son derece donanımlıydı. Döner sahnesi, sahne asansörüyle yapılamayacak (sahnelenemeyecek) hemen hemen hiçbir eser yoktu. Ama şimdi 30-40 sene sonraki teknolojiyle yapılacak yeni sahne, eski AKM’den çok daha ileri olacaktır, teknolojik açıdan. Işık, projeksiyon sistemiyle. AKM’de projeksiyon yoktu örneğin. Işık, eski tekniklerle yapılıyordu. Umarım yeni teknolojiyle de tanışmış oluruz. Bu, şu demektir, müzikaller dönemi de başlayabilir. Çok seyrek cesaret edebildiğimiz müzikalleri, günümüz teknolojisiyle yapabilirsek, yapamayacağımız hiçbir şey yok. Sanatçı kadromuzun kalitesi belli. Avrupa sahnelerine çıkıyorlar. Hiç kimsenin haberi yok ama Avrupa’da Türk sanatçılar çıkarması var. Bu açıdan da sıkıntı yok. Sadece biraz daha kalabalıklaşırsak, olması gerektiği kadar büyüyebilirsek, halkımıza sanatın en güzel örneklerini verebiliriz. Öyle güçlüyüz.”

“Baş Belası” güldürecek…

Türk sinemasında popüler mizahın en sevilen isimlerinden Çetin Altay ve Selen Seyven’i aynı öyküde buluşturan “Baş Belası” isimli komedi filmi 5 Mayıs Cuma günü sinemaseverlerle buluşuyor.

Can’ın (Çetin Altay) sakarlıklarıyla ve güzel Asya’nın (Selen Seyven) böyle bir adamla yaşadığı maceralarla dolu sıcak ve kahkaha dolu bir yolculuğun hikâyesi “Baş Belası”

Durum komedisinin, gündelik mizahla ve Türk Sinemasında sık rastlanmayan olağanüstü görsel efektleriyle ustalıklı bir dille buluştuğu filmin anlattığı hikaye, anlaşılır olduğu kadar son derece sürükleyici bir dille beyaz perdeye aktarılırken, hikayenin içinde izleyiciye dokunan komik ayrıntılar serisi gözden kaçmıyor.

Düğününe iki gün kala, yurt dışında bulunan babasının ricası üzerine Çanakkale’de bir cenaze törenine katılmak zorunda kalan Asya’nın İstanbul’a dönüşü, bir anda hayatının “en önemli” yolculuğu haline geliyor.

Tanışabileceği en saf ve en temiz kalpli insanlardan birisi olan Can ile tesadüf eseri karşılaşan Asya’nın Çanakkale’den İstanbul’a Can ile çıkacakları macera ve kahkaha dolu komik yolculuk her ikisi için de hayatlarının dönüm noktası oluyor.

Asya’nın farkında olmadığı tek ve en önemli şey; Can’ın galaksinin en sakar insanlarından birisi olması. Kendini akıl almaz olaylar içerisinde bulacak Asya için Can, hikaye ilerledikçe adeta bir yürüyen “Baş Belası”na dönüşüyor…

Televizyonların güler yüzlü sunucusu Mesut Yar’ın da bizzat kendi karakteriyle eşlik ettiği son zamanların en iddialı komedi filminde serüven boyunca Türk Sineması’nın birbirinden yetenekli isimleri filme renk katıyorlar.

Senaryosunu Yücel Öztürk’ün yazdığı, yapımcılığını ise Artist Film’in üstlendiği “Baş Belası” nı son dönem Türk sinemasının genç ve yetenekli yönetmenlerinden Tolga Baş yönetiyor…

Son zamanların en sıcak, samimi, komik ve ağız dolusu kahkaha attıran filmi olmaya aday “Baş Belası” 5 Mayıs Cuma günü herkesi gündelik sıkıntılarından uzaklaşmaya çağırıyor…

Yönetmen Merve Gezen, Avrupa Bağımsız Film Festivali’ndeydi!

21-23 Nisan 2017 tarihleri arasında Paris’te gerçekleşen 12. ÉCU – Avrupa Bağımsız Film Festivali’nin bu yılki Avrupa Dışı Kısa Film yarışma kategorisinde aralarında Amerika, Kanada, İsrail ve İran’ın da bulunduğu toplam sekiz yönetmenle ile birlikte Merve Gezen de yer aldı. Festival’e başvuran yaklaşık 3000 film arasından seçilen “Scrabble” ile Gezen festivalde beğeni topladı.

Bağımsız film festivallerinden biri olan, dünyanın en dikkat çeken yenilikleri ve yaratıcılığı ile sinemayı kucaklayan 12. ÉCU – Avrupa Bağımsız Film Festivali’nin bu yılki Avrupa Dışı Kısa Film yarışma bölümünde yer alan yönetmen Merve Gezen, filmin gösteriminin yanı sıra “Women Speak Indie” konulu söyleşiye de konuşmacı olarak katıldı. Dünyanın dört bir yanından festivalde yer alan kadın yönetmenler ile; “Dünyada kadın yönetmen ve bağımsız film çekmenin önemi” ile “Film finansmanı” üzerinde konuşan Gezen, söyleşide büyük ilgi gördü.

Polonya’dan Şimdi

 

İstanbul Modern Sinema, son dönem çağdaş Polonya sinemasından örneklerin bir araya geldiği bir program sunuyor. Polonya’dan Şimdi adlı program 27– 30 Nisan’da izleyicisiyle buluşuyor.

İstanbul Modern Sinema, Türk Tuborg A.Ş.’nin katkıları, Polonya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu ve İstanbul’da Polonyalılar Derneği işbirliğiyle, uluslararası festivallerde övgü ve ödül toplayan filmlerin yer aldığı bir program hazırladı.

Polonya’dan Şimdi adlı programda, Sundance Film Festivali Dünya Belgeselleri bölümünde Michal Marczak’a En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran Uykusuz Her Gece, yine Sundance Film Festivali’nde jüri özel ödülünü kazanan Deniz Kızlarının Şarkısı ve 2016 Berlin Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödülünü kazanan “Aşk Birleşik Devletleri” yer alıyor.

Çağdaş Polonya Sineması üzerine bir söyleşi
Program dahilinde ayrıca moderatörlüğünü sinema yazarı Senem Aytaç’ın yapacağı Çağdaş Polonya Sineması konulu bir söyleşi de gerçekleştiriliyor. Sanat Yönetmeni ve İstanbul’da Polonyalılar Derneği kurucularından Agata Trojak’ın ve Uyusun da Büyüsün filminin yönetmeni Kuba Czekaj katılacağı söyleşi, 30 Nisan Pazar günü saat 17.00’de.

POLONYA’DAN ŞİMDİ PROGRAMI

DENİZ KIZLARININ ŞARKISI (CÓRKI DANCINGU), 2015
Yönetmen: Agnieszka Smoczyńska
Oyuncular: Marta Mazurek, Michalina Olszanska, Kinga Preis
Varşova’da iki vahşi denizkızı, Gümüş ve Altın, bir gece kıyıya vurur. Gümüş, aradığı aşkı insanlarda bulmayı arzularken, kana susamış Altın ise açlığını insanlar üzerinden gidermeyi istemektedir. Karşılaştıkları bir aile aracılığıyla bir gece kulübünde çalan müzik grubuna katılmaları ise, kara hayatının mucizelerini ve cazibelerini kendilerince keşfetmek için çıktıkları bu yolculukta dönüm noktası olacaktır. Yönetmen Agnieszka Smoczyńska’nın 1980’ler Varşovası’nın gece hayatından ve Hans Christian Andersen’in masallarından esinlenerek çektiği film, kışkırtıcı bir büyüme öyküsü.

UYKUSUZ HER GECE (AZOK AZ ÁLMATLAN ÉJSZAKÁK), 2016
Yönetmen: Michał Marczak
Oyuncular: Krzysztof Baginski, Michał Huszcza, Eva Lebuef
Bir yanda yaklaşan yeni bir dönemin değişimine gebe olan Varşova, diğer yanda ise büyüme sancıları çeken iki genç, Krzysztof ve Michał. Şehrin sokaklarını, sadece içinde bulundukları anın keyfini çıkararak adeta “talan etmek” isteyen bu iki genç, uyuyakalmış bir dünyada uyanık kalabilmenin nasıl bir deneyim olabileceğini görmek istiyor. 2016 Sundance Film Festivali Dünya Belgeselleri dalında Michał Marczak’a En İyi Yönetmen ödülü kazandıran film, 20’li yaşlarda Polonya’da yaşayan gençlerin portresini çizerken, geleneksel belgeselin de sınırlarını zorluyor.

21 X NEW YORK, 2016
Yönetmen: Piotr Stasik
New York metrosundayız. Her gün binlerce hayatın kesiştiği bu metroda, yeraltından yeryüzüne çıkana kadar birçok karakterin peşinden giderek onların acılarına, tutkularına ve kimi zaman boşa gitmiş kimi zaman da hala gerçekleşmesini ümit ettikleri hayallerine tanık oluyoruz. Bir şehrin ve o şehrin sakinleri üzerinden, 21. yüzyılda batı toplumlarında yaşayan insanların yalnızlıkla iç içe geçmiş günlük hayatlarını gözler önüne seren belgesel, izleyiciyi duygusal bir yolculuğa çıkarıyor.

BABA – OĞUL (OSTATNIA RODZINA), 2016
Yönetmen: Jan P. Matuszyński
Oyuncular: Andrzej Seweryn, Dawid Ogrodnik, Aleksandra Konieczna
Kendine özgü sürrealist üslubuyla 20. yüzyıl sonlarında adını duyuran Polonyalı ressam Zdzisław Beksiński, 28 yıllık evlilikleri süresince yaşadığı her anı kamerasını elinden hiç bırakmadan kayıt altına almayı saplantı haline getirmiştir: Yaptığı distopik tablolardan aile içi kavgalarına, yaşamla ölüm arasında gidip gelen tecrübelerinden aşk ve nefret ilişkilerine ve katıldığı sayısız cenazeye… Yönetmen Jan P. Matuszyński ise bu kayıtlardan yola çıkarak, ihtiraslarla dolu bu sıradışı ailenin biyografik filmini beyazperdeye aktarıyor. Andrzej Seweryn ise Zdzisław Beksiński’yi canlandırdığı bu rol ile Locarno Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kucaklıyor.

KÖR ETTİ BENİ BU GÜNEŞ (SŁOŃCE, TO SŁOŃCE MNIE OŚLEPIŁO) 2016
Yönetmen: Anka Sasnal, Wilhelm Sasnal
Oyuncular: Rafał Maćkowiak, Edet Bassey
Rafał Mularz kendi iradesiyle kendini hayattan soyutlamış bir “yabancıdır”. Toplum genelinde kabul görmüş davranış biçimleriyle hareket etmemekte, kendi yarattığı davranış biçimleriyle günlük yaşantısını sürdürerek dış dünyadan korunduğunu düşünmektedir. Ancak bir gün, sahile vuran ve kendisinden bile daha “yabancı” olan bir göçmen ile karşılaşması, içinde bulunduğu bu yaşam tarzını sorgulamaya itecektir. Polonyalı çağdaş ressam Wilhelm Sasnal’in eşiyle birlikte yönettiği film, Albert Camus’nün Yabancı’sının modern bir uyarlaması niteliğinde.

UYUSUN DA BÜYÜSÜN (BABY BUMP), 2015
Yönetmen: Kuba Czekaj
Oyuncular: Kacper Olszewski, Agnieszka Podsiadlik, Caryl Swift
Mickey House 11 yaşına girmiştir ve artık kendini bir çocuk olarak hissetmemektedir. Aslında tam olarak ne olduğu hakkında da hiçbir fikri yoktur. Arkadaşları ile arası iyi değildir, annesi ise ona göre tam bir bilmece gibidir. İçinde bulunduğu bu geçiş döneminde gerçeklik ile hayali birbirine karıştıran Mickey, her şeyi uçlarda yaşamaktadır. Ancak, kaçınılmaz sonun geleceği o güne kadar gücünü toparlayarak, mücadelesini sürdürmeye devam edecektir. Yönetmen Kuba Czekaj, filminde 11 yaşındaki bir çocuğun ergenlik dönemi portresini, fantastik bir çizgi-roman edasıyla çiziyor.

AŞK BİRLEŞİK DEVLETLERİ (ZJEDNOCZONE STANY MILOSCI), 2016
Yönetmen: Tomasz Wasilewski
Oyuncular: Julia Kijowska, Magdalena Cielecka, Dorota Kolak
1990’lar Polonyası. Ülke genelinde değişim rüzgarları esmekte, özgür olduğu kadar belirsiz de olan bir gelecek insanları beklemektedir. Bu değişimin etkilerini üzerlerinde hisseden farklı yaşlardan dört kadın ise, hayatlarını tamamen değiştirmeye, arzularını gerçekleştirmeye ve mutlulukları için daha çok savaşmaya karar vermiştir. Yönetmen Tomasz Wasilewski, Polonya’nın siyasal ve toplumsal değişimini temel alarak çizdiği dört güçlü kadın portresi ile dokunaklı bir dönem filmi ortaya çıkarıyor. Film, 2016 Berlin Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödülüne layık görülmüştü.

Ella Fitzgerald 100. yaşında anılıyor

Müziğin, tiyatro oyunlarının, gösterilerin, ödül gecelerinin ve galaların yeni adresi UNIQ Hall, ‘UNIQ Sound İstanbul Konserleri’ni başlatıyor! Müzikseverlere farklı ve eşsiz deneyimler sunacak olan konser serisinin ilki; 30 Nisan Pazar akşamı gerçekleşecek ve caz müziğin köklerine inilecek. Caz tarihine ismini altın harflerle yazdıran ve en önemli şarkıcılardan olan Ella Fitzgerald, 100.yaş gününe özel ikonik şarkılarıyla anılacak.

Tüm dünyada düzenlenecek olan 100.yaş konser serisi, UNIQ Hall’de Dünya Caz Günü kapsamında 30 Nisan’da gerçekleşecek. Hafızalara kazınan “Dream a Little Dream of Me”, “Summertime”, “Cheek to Cheek” gibi unutulmazların seslendirileceği kutlama konserinde vokalde caz sanatçısı Ece Göksu yer alırken, İmer Demirer (Trompet), Engin Recepoğulları (Saksafon), Neşet Ruacan (Gitar), Can Çankaya (Piyano), Kağan Yıldız (Kontrbas) ve Cem Aksel (Davul) muhteşem performanslar sergileyece

Sine Ergün 2017 Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü’nü kazandı

Edebî zenginliklere sahip genç yazarları keşfetmeyi amaçlayan ve Kitapçılar Federasyonu, Avrupa Yazarlar Konseyi ve Yayıncılar Federasyonu tarafından organize edilen Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü; bu yıl seçilen 12 ülkeden genç yazarları ödüllendirdi. Zeynep Oral başkanlığında, Metin Celal, Suat Karantay, Çiler İlhan ve Tarık Günersel’den oluşan jüri Türkiye’den ödülü Sine Ergün’e layık gördü.

Malta Konseyi AB Başkanı’nın ve Avrupa Parlementosu temsilcilerinin de katılacağı ödül töreni 23 Mayıs 2017’de Brüksel Concert Noble’de düzenlenecek. Ödül kazanan 12 yazar ayrıca 5 bin euro para ödülünün de sahibi olacak.


SİNE ERGÜN

Sine Ergün, 1982’de doğdu. Öykü, şiir, çeviri ve denemeleri çeşitli dergi ve derlemelerde yer aldı. Yurtiçi ve yurtdışı sergilere, sanatçı programlarına katıldı. Kitapları: Burası Tekin Değil (2010), Bazen Hayat (2012), Baştankara (2016). Bazen Hayatkitabı 2013 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı.

Kulisten sahneye “Gayrı Resmi Hürrem”

Sabancı Vakfı’nın, Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları iş birliğiyle düzenlediği ”19. Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali”, Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi’nde devam ediyor.

Festival kapsamında Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından “Gayri Resmi Hürrem” oyununun öncesinde kuliste hummalı bir çalışma sergilendi. Yazarlığını ve yönetmenliğini Özen Yula’nın yaptığı oyunda sahne alacak oyunculara makyözler tarafından makyajları özenle yapıldı.

“Giydirici”, Konya Uluslararası Tiyatro Festivali’nde

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Konya Bin Nefes Bir Ses Uluslararası Tiyatro Festivali”, dünyadan ve Türkiye’den önemli tiyatro gruplarını 10. kez Konya’da sanatseverlerle buluşturuyor. Türkiye’den altı, yurtdışından beş olmak üzere toplam on bir oyunun sahneleneceği festival, 30 Nisan Pazar gününe kadar devam edecek. Bu uluslararası festivalde Ronald Harwood’ın yazdığı Ergun Sav’ın çevirdiği ve Hakan Çimenser’in de rejisörlüğünü üstlendiği İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı “Giydirici” oyunu 22 Nisan tarihinde tiyatroseverlerle buluşacak.

Festivalin açılışı Konya Devlet Tiyatrosu tarafından sahneye konan ‘Fatih (Bizans Düştü)’ adlı tiyatro oyunuyla 20 Nisan Perşembe günü saat 20.00’de Konya Devlet Tiyatrosu Sahnesinde gerçekleşecek.

Harper’s Bazaar ikon fotoğraflarını Empire State binasına yansıttı

Moda dergisi Harper’s Bazaar kuruluşunun 150. yılını New York’ta renkli bir gösteriyle kutladı.

Ünlü kadın moda dergisi, 150. yılı anısına New York’un simgesi Empire State binasının kuzey cephesini birkaç saatliğine moda podyumuna çevirdi.

Dergi, 150 yıllık tarihinde ikon haline gelmiş bazı kapak fotoğraflarını binaya yansıttı. Bu fotoğraflar arasında Audrey Hepburn, Reese Witherspoon ve Gwyneth Paltrow gibi ünlü isimler de yer aldı.
Yansıtılan kapaklar arasında Andy Warhol ve Richard Avedon’ın çalışmaları da bulunuyor.
Empire State binasının tepe kısmı yıllardır önemli gün ve toplumsal olaylarda ilgili renklerle aydınlatılıyordu. 2012 yılında ise gelişmiş led teknolojisiyle binanın büyük bölümünü milyonlarca renkle aydınlatabilecek yeni bir sistem kuruldu.
Dergi yöneticileri saat 20.30’dan 24.00’e kadar süren ve binanın 42 katını kaplayan gösterinin maliyetine ilişkin açıklama yapmadı.

Torununun gözünden Bedri Rahmi Eyüboğlu

Sabahattin Rahmi Eyüboğlu, dedesi şair Bedri Rahmi’nin halk tarafından çok sevildiğini belirterek, “Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu anlamak için çok aydın olmak ve onun yazdıklarını söylediklerini anlamak için yedi ansiklopedi devirmek gerekmez. Dedemi anlamak kolaydır çünkü dedem halk insanıdır.” dedi.

Eyüboğlu, şairin şiirinden yola çıkılarak “Sevmek Güzel Meslek” adı verilen Ankara CerModern Sanat Merkezindeki Bedri Rahmi Eyüboğlu sergisinde dedesi şair, yazar ve ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu anlattı.

Otelcilik işiyle meşgul olurken babasının isteğiyle 27 yıldır dedesi Bedri Rahmi Eyüboğlu ve babaannesinin resim sergileriyle ilgilendiğini belirten Eyüboğlu, Türk halkına ecdadını, sergiler vesilesiyle tanıttığı için büyük bir keyif aldığını bildirdi.

Dedesini her kesimden insanın anladığını ve çok sevdiğine işaret eden Eyüboğlu, “Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu anlamak için çok aydın olmak, onun yazdıklarını, söylediklerini anlamak için yedi ansiklopedi devirmek gerekmez. Dedemi anlamak kolaydır çünkü dedem, halk insanıdır.” dedi.

Şair Bedri Rahmi’nin anlatmak istediğini net bir şekilde aktardığı için halk nezdinde anlaşılır biri olduğuna dikkati çeken Eyüboğlu, şöyle devam etti:

“Dedem ‘aydın’ lafına çok kızgındır ve sürekli, ‘Kaç mumluk aydın bu?’ diye söylerdi. Bilirsiniz, bir aydın bir yazı yazar, okumak ve anlamak için iki ansiklopedi karıştırırsınız, bakarsınız ne demek istiyor bu adam diye. Dedem hiçbir zaman öyle biri olmadı ve halkı tarafından anlaşıldı. Halk tarafından anlaşılınca da sevilirsiniz veya sevilmezsiniz. Dedem Bedri Rahmi Eyüboğlu her zaman sevilenlerden biri oldu.”

“Karadut, Ermeni bir genç kızdı”

Bedri Rahmi’nin en bilinen şiirlerinden “Karadut”a konu olan kişinin babaannesi olmadığını anlatan Eyüboğlu, “Bu coşku, dedemin hayatına birkaç kez girdi. Artık her ikisi de vefat ettiği için söylemekte mahsur yok. Karadut’u herkes babaannem zanneder ama Karadut babaannem değildi. Ben de Ermeni bir genç kız olduğunu seneler sonra öğrendim. İnsanlar zannederler ki Karadut’tan başka kimse yok ama dedemin hayatında ona etki eden birkaç insan vardı. ‘Karadut’ bunların içinde en bilineniydi.” dedi.

Eyüboğlu, sanatçıların sevgiyle yükselişe geçmeye ihtiyaç duyduğunu vurgulayarak, dedesi Bedri Rahmi’nin de sanat yaşamındaki yükselişini sevgiden aldığını ifade etti.

“O zamanlarda dostluk, arkadaşlık daha önemliydi”

Bedri Rahmi’nin hüzünlü taraflarının da olduğuna dikkati çeken Eyüboğlu, Ankara CerModern Sanat Merkezinde, “Sevmek Güzel Meslek” adını taşıyan sergide bu izlerin görülebileceğini belirterek, “Dedemin bütün bu eserleri sadece sevgiyle çıkan işler değil, yaşadığı üzüntünün de payı var. Sevmenin dedem için önemi büyük ve onlar da neye yansıdığını yazılarına, resim ve şiirlerine bakarak görebiliyorsunuz. Bu sergide o etkileşimden ortaya çıkmış çok güzel iş ve örnekler var.” diye konuştu.

Şair Bedri Rahmi’nin hayata veda ettiği 1975 yılındaki sosyal çevreyle bugünkü arasında farklar olduğunu aktaran Eyüboğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şimdi insanlar yaşam savaşında ve herkes kendi derdinde ama dedemin yaşadığı zamanlarda insanların arasında dostluk, arkadaşlık daha önemliydi. İnsanlar daha paylaşımcı ve daha çok kendinden başkasını düşünen bir hali yaşıyorlardı. O zaman bu duyguların yoğunluğu fazlayken insanların bu duyguyu yaşaması da çok normal bir hale geliyor. Şimdi bir hayat kavgası içinde bu duyguyu yakalayanlar daha mutlu ama onlar da bir parmaktaki sayıdan daha az. Neden böyle? Çünkü insanlar hep bir koşuşturma içinde, hep kendini düşünüyor. Başkasını düşünüp sevecek hali kalmadı. Diliyorum bu dünya, yaşadığı bu dönemden eskiye döner.”

Özellikle çocuklara ve gençlere Türk sanatçıların tanıtılmasını isteyen Sabahattin Rahmi Eyüboğlu, şunları kaydetti:

“Çevirin bir çocuğu sorun, ‘Hangi sanatçıyı tanıyorsun?’ diye, hepsi Pablo Picasso, Vincent van Gogh veya Paul Cezanne diyebilir, elbette bunları da öğrensinler ama ben istiyorum ki Bedri Rahmi, İbrahim Çallı, Nazmi Ziya Güran, Osman Hamdi Bey’i de bilsin ve söylesinler.”

Sergide neler var?

Sergide yer alan eserler için kapsamlı bir çalışma yapıldı. Eyüboğlu’nun Kalamış’taki evindeki çalışmaları ile yaklaşık 30 koleksiyonerin elinde bulunan eserler toplandı. Eyüboğlu’nun kişisel eşyalarının da yer aldığı sergi 30 Temmuz’da Ankara CerModern’de gezilebilecek.

“Sevmek Güzel Meslek” isimli sergi kapsamında Bedri Rahmi Eyüboğlu hakkında birçok edebiyat söyleşisi ve şiir dinletileri de düzenleniyor.

“Opera ya da bale denince aklına ne geliyor”

7 – 11 yaş arası çocuklar; 5.si düzenlenen resim yarışmasında, “Opera ya da Bale denince aklına ne geliyor?” sorusunu resimleriyle yanıtladılar. Seçici Kurul, katılan 451 resmi uzun tartışmalar sonucunda zorlukla değerlendirdi.

Ödül töreni 23 Nisan 2017 Pazar, saat 14:00 başlayacak olan “Çocuklar İçin Öylesine Bir Dinleti” adlı oyundan sonra gerçekleşecektir.

Birincilik Ödülü: Vladislav Miron (Şehit Yunus Emre İlkokulu)

İkincilik Ödülü: Meryem Bilen (Gökçesu Ortaokulu)

Üçüncülük Ödülü: Ali Cihan Aydın (Işık İlkokulu)

Mansiyon: Ela Yıldan (Yeşilköy 2001 Koleji)

Mansiyon: Maya Gell (Bahçeşehir Neslin Değişen Sesi İlkokulu)

Baha Toygar Özel Ödülü: Nisa Güneş (Bahçeşehir Koleji)

UPSD Özel Ödülü: Sudegül Muradiye Erbay (Karapınar Abdullah Güpoğlu İlkokulu)

Koridor Contemporary Art Programs Özel Ödülü: Serra Topuz (Mecidiye Şehit Fahrettin Yavuz İlkokulu)