İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda bir Ray Cooney komedisi

İstanbul Devlet Tiyatrosu 2017-2018 sezonunda yeni oyunlarla perdelerini açmaya devam ediyor. Haldun Dormen rejisiyle sahnelenen efsanevi komedi Karmakarışık 10 Kasım 2017’de Cevahir 2 sahnesinde prömiyerini gerçekleştirdi.

Ray Cooney’nin yazdığı, Haldun Dormen ve Kemal Uzun tarafından Türkçeye çevrilen oyunun rejisörü Haldun Dormen. Oyunun dekor tasarımı Savaş Çevirel’e, kostüm tasarımı Mihriban Oran’a, ışık tasarımı Serhat Akın’a ait. Koreografide ise Yeşim Alıç imzası bulunuyor.

Richard Phillips adında saygın bir bakanın rakip partinin sekreteriyle küçük bir kaçamak yapmaya hazırlanırken, otel odasında pencereden içeri sarkmış bir erkek cesedi bulmaları üzerine gelişen olayları anlatan oyun, komedi türünün en iyi örneklerinden biri.

Oyundaki karakterlere İstanbul Devlet Tiyatrosunun usta oyuncuları Erkan Taşdöğen, Fatih Kahraman, Ali Ersin Yenar, Rüyam Perihan Dirin ve Özden Çiftçi’nin yanı sıra Ebru Demirdöven, Aral Seskir, Sinan Cem Çabuk, Cem Şahin ve Suzan Sabancı hayat veriyor. Karmakarışık oyunu, 19 Kasım Pazar gününe kadar Cevahir 2 Sahnesinde temsillerine devam edecek.

“Hovardanın Sonu” yeniden seyirciyle buluşuyor

Dünyada ilk  kez 1951 yılında sahnelenen, geçtiğimiz sezon Türkiye Prömiyeri yapılan ve büyük ilgi gören opera eseri “The Rake’s Progress” (Hovardanın Sonu),  bu sezonda da seyirci ile buluşmaya hazırlanıyor.
Igor STRAVİNSKY’nin bestelediği eserin, Librettosu (opera metni), W.H. Auden and Chester Kallman tarafından kaleme alındı. Aytaç Manizade’nin rejisi ile sahnelenecek eser, komedi ve trajedi içeren konusu ile dikkat çekiyor.

18.yy İngiltere’sinde geçen ve İngilizce olarak seslendirilen eser; Hovardalığı iş edinmiş Tom Rakewell’in çöküşü üzerine kuruludur. Sonradan Şeytan olduğu ortaya çıkan Nick Shadow’a uyarak, evlenmeyi düşündüğü Anne Trulove’ı terk edip Londra’ya gönül eğlendirmeye gider.

Üç kağıtçı Shadow yüzünden başına gelmedik olay kalmayan Tom’un hikayesi, Londra’daki bir Tımarhane’de son bulur.

Orkestra şefliğini Can Okan’ın yaptığı eserin rejisörlüğünü Aytaç Manizade üstleniyor. Eserin dekor tasarımı  Efter Tunç’a, kostüm tasarımı Ayşegül Alev’e, koro yönetimi Paolo Villa’ya, ışık tasarımı Yakup Çartık’a, devinim ve jest ise Canberk Yıldız’a ait.  

Operanın başrollerinde; Kenan Dağaşan, Ali Haydar Taş (Trulove), Gülbin Günay, Otilia İpek, Burcu Soysev (Anne Trulove), Caner Akın, Onur Turan (Tom Rakewell), N.Işık Belen, Umut Kosman, Umut Tingür (Nick Shadow), Peyman Dorkan, Arzu Semerci (Mother Goose), Aylin Ateş, Jaklin Çarkçı, Özge Kalelioğlu (Baba the Turk), Ahmet Baykara, Çağrı Köktekin (Sellem), Sercan Gazeroğlu, Yücel Özeke (Keeper of the madhouse) dönüşümlü olarak rol alıyorlar.

Limak Filarmoni Orkestrası Zeki Müren şarkılarıyla Türkiye turnesine çıkıyor

İstanbul ve Ankara konserlerini tamamlayan Limak Filarmoni Orkestrası, şimdi de Türkiye’yi karış karış gezmeye hazırlanıyor. Orkestra, Türkiye turnesine 6 Aralık’ta Bursa’da başlıyor.

Tenor Murat Karahan’ın sanat yönetmenliğinde kurulan orkestranın çıkacağı Türkiye turnesinde yine şefliği Rengim Gökmen üstlenecek.

Limak Filarmoni Orkestrası, Türkiye’nin “sanat güneşi” olarak adlandırılan sanatçımız Zeki Müren’in en sevilen şarkılarını, bambaşka bir yorumla, şimdi de Türkiye’nin dört bir yanında izleyicilerle buluşturacak.

Zeki Müren doğduğugünde, doğduğu şehirde..

“Ülkemizin sanat güneşi” olarak adlandırılan Zeki Müren’in doğum günü olan 6 Aralık’ta yine doğduğu şehir olan Bursa’da başlayacak olan konserler aralık ve ocak ayı boyunca yaklaşık 10 ilde yapılacak.

Tenor Murat Karahan, düzenlenecek konserlerde Zeki Müren’in hafızalardan çıkmayan “Şimdi Uzaklardasın”, “Elbet Birgün Buluşacağız” ve “Yaralı Gönül” gibi onlarca parçasını seslendirecek.

70 müzisyenden oluşan Limak Filarmoni Orkestrası’nın konser gelirleri sosyal sorumluluk projelerine aktarılacak.

“Yol Ayrımı” görücüye çıktı…

Şener Şen’in başrolünde oynadığı “Yol Ayrımı” filminin galası yapıldı.

Birçok kült filme imza atan Yavuz Turgul’un yazıp yönettiği filmin gala gösterimi, Kanyon AVM’de gerçekleştirildi.

Şener Şen, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Av Mevsimi”nin ardından 7 yıl sonra ilk defa beğeneceği bir senaryo geldiği için bu filmde rol aldığını söyledi.

Turgul’un katılmadığı gecede, çok kıymetli bir ekiple çalıştıklarını aktaran Şen, “Yavuz Bey çok titiz olduğu için hazırlık çok önceden oldu. Biz de pek alışık olunmayan bir yöntem izledik, 1,5 ay kadar prova yaptık çekimden önce. Neredeyse bir tiyatro oyununun sahneye konması gibi hazırlık oldu. 2 ay da çekimler sürdü.” diye konuştu.

Şen, gelecek senaryolara bağlı olarak bir sonraki filmini daha çabuk çekebileceğine dikkati çekti.

Filmde Şener Şen’in annesi rolünde yer alan Çiğdem Selışık Onat da film teklifini, özellikle Şen ve Turgul ile çalışmak istediği için kabul ettiğini dile getirdi.

Onat, filmi kendisi için bir hediye olarak kabul ettiğinin altını çizerek, “Ben Türkiye’ye döndüğümde bir anlamda emeklilik gibi yorumladığım bir başka yaşam düzeyine girmek, tiyatro ve oyunculuk dışında başka şeyler düşünmek istedim ama hayat sürprizlerle dolu. Beni kuyruğumdan yakaladı, yine film, oyunculuk ve hikayeler anlatma dünyasına çekti.” ifadelerini kullandı.

“Sinema salonlarına kalite gelecek”

Filmin başrollerinden Mert Fırat ise “Yol Ayrımı” gibi bir filmde oynamanın harika bir duygu ve büyük bir şans olduğunu belirterek, çok mutlu olduğunu kaydetti.

Komedyen Cem Yılmaz da filmi daha önce izleme şansı bulduğunu ve bu filmin sinema salonlarına kalite getireceğine inandığını ifade etti.

“Ayla” başta olmak üzere, son günlerde gösterime giren filmlerin çok iyi olduğunun altını çizen Yılmaz, “Uzun zamandır görmediğimiz performanslar izleyecek seyirci ‘Yol Ayrımı’nda. O anlamda çok kıymetli. Şener ağabeyin yanı sıra oynayan bütün herkes çok iyi oyuncular.” dedi.

Yılmaz, sinema sektörünün zorluklarına değinerek, “Zor filmler yapıyoruz. Seyirciye muhtaç filmler bunlar. Seyirci eğer izlemezse bu kalitede film yapmak çok zor. Çünkü işin ekonomisi kurtarmıyor büyük prodüksiyonu.” değerlendirmesinde bulundu.

Gala gecesine oyuncular Ozan Güven, Zafer Algöz ve Ahu Yağtu ile gelen Cem Yılmaz, Yavuz Turgul ve Şener Şen’den söz aldıklarını, seneye yaz aylarında, birlikte yeni bir çalışma yapacaklarını anlattı.

“Yol Ayrımı”

Yaklaşık 2,5 saat süren filmde ayrıca Rutkay Aziz, Nihal Yalçın, Tilbe Saran, Ruhsar Öcal ve Defne Kayalar rol alıyor.

Görüntü yönetmenliğini Uğur İçbak’ın üstlendiği filmin müzikleri de Anjelika Akbar imzası taşıyor.

Erol Avcı’nın yapımcılığında çekilen “Yol Ayrımı”nın konusu ise özetle şöyle:

“Hayatını babasından devraldığı tekstil imparatorluğunu büyütmeye adayan Mazhar Kozanlı (Şener Şen), bunun için de agresif ve acımasız yöntemlerden kaçınmaz. Birgün trafik kazası geçiren Mazhar, kazadan sonra hayata yeniden tutunur. Belki böylece geçmişten bugüne fark etmeden taşıdığı ağır yükten de kurtulabilecektir. Kolay olmayan bu değişimle karşılaştığı yol ayrımında, ailesi önünde bir engel olarak beklemektedir. Mazhar, yaptığı tercihin bedelini ödemek ya da pes etmekle karşı karşıya kalacaktır. Çıktığı bu yolda yeni dostlar ve mekanlar bulacaktır.”

Kutluer’e Brezilya’da yoğun ilgi

Flüt sanatçısı Şefika Kutluer’in konserine, Brezilyalı müzikseverler büyük ilgi gösterdi.

Başkent Brasilia’daki Cine Brasilia Konser Salonu’nda verdiği konserde, Kutluer’e Claudio Santoro Ulusal Tiyatro Senfoni Orkestrası eşlik etti. Konser salonunda oturacak yer kalmayınca, bazı müzikseverlerin, Kutluer’i yerde oturarak dinlediği gözlendi.

Türkiye’nin Brasilia Büyükelçisi Ali Kaya Savut, konserden önce yaptığı konuşmada, bu ortak kültürel etkinliğin, Türkiye ve Brezilya arasındaki ilişkileri daha da güçlendireceğini belirtti.

Kutluer de konserin ardından AA muhabirine yaptığı açıklamada, Brezilyalı müzisyenlerin büyük tutkuyla çaldıklarını, onlarla birlikte müzik yapmaktan büyük keyif alıp mutluluk duyduğunu dile getirdi.

“Sihirli Flüt” olarak da tanınan Kutluer, “Ülkemizi dünyanın bu uzak köşesinde temsil ediyor olmanın gururunu yaşıyorum.” dedi.

“Yıllardan beri inanılmaz bir heyecanla bugünü bekliyordum”

Opera sanatçısı Hakan Aysev, “Yeni Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Projesi”nin tanıtımının çok güzel yapıldığını belirterek, “Ben yıllardan beri inanılmaz bir heyecanla bugünü bekliyordum. Dün çok mutluydum, ülkemle ilgili umutlarım daha iyi yeşerdi, güzel şeylerin olacağını düşünüyorum ve tahmin ediyorum. Değerlerimize sahip çıkalım.” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından tanıtımı gerçekleştirilen projeyi AA muhabirine değerlendiren Aysev, gelişmelerin Türkiye ve İstanbul için çok önemli olduğunu söyledi.

Aysev, dünyada her büyük şehirde büyük bir opera binasının olduğunu ifade ederek, “Mesela New York’ta ‘Metropolitan Operası’, Milano’da ‘La Scala Operası’, Moskova’da ‘Bolşoy Operası’, Fransa Paris’te ‘Bastil Operası’ bu şehirlerin en önem verdiği merkezleridir. İstanbul da dünyanın en önem verdiği merkezlerden bir tanesidir ve Atatürk Kültür Merkezi de o bölgeye çok önem katan bir yapıydı.” diye konuştu.

AKM’nin sadece bina olarak değil konum olarak da büyük önem arz ettiği değerlendirmesinde bulunan sanatçı, “Çok güzel bir proje tanıtımı oldu, lansmanı yapıldı. Ben yıllardan beri inanılmaz bir heyecanla bugünü bekliyordum. Dün çok mutluydum, ülkemle ilgili umutlarım daha iyi yeşerdi, güzel şeylerin olacağını düşünüyorum ve tahmin ediyorum. Değerlerimize sahip çıkalım.” yorumunu yaptı.

“Sanat, hiç bir zaman lüks değildir”

AKM’de yaşanan gelişmelerin en başından beri yakından takipçisi olduğunu vurgulayan Aysev, şöyle devam etti:

“Sürecin bu kadar uzun sürmesinin bence suçlusu yok. Sadece ne yapılmak istendiği dünkü gibi anlatılmadı. Dün yapılan açıklamalardan o kadar gurur duydum ki hayatımdaki en mutlu günlerimden biriydi. Ben Paris’te, Viyana’da, Amerika’da olan müzik merkezlerinin hepsinde başrol söyledim. Ülkemin, İstanbul’un böyle bir merkeze sahip olmaması benim canımı yakıyordu. Dün projeyi gördükten sonra çok büyük bir rahatlık yaşadım. 2 bin 500 kişilik bir opera salonu, 800 kişilik konser salonu, oda tiyatrosu, sergi salonları ve bunun yanında en üst katının restoran olarak yapılıyor olması çok önemlidir. Bunun dünyada örnekleri çok fazla var, normal insanları operaya, kültür merkezine çekebilmek için böyle özel kafeler, restoranlar ve müzik merkezleri yapılmıştır.”

Yurtdışından Türkiye’ye ilk geldiği  zamanlarda Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne turnelere çıktığını söyleyen Aysev, “Bana, ‘Önce bu insanların karnını doyurmak lazım, karınları sanatla mı doyacak?’ demişlerdi. Böyle yaklaşımlar hep olacaktır. Sanata bizim açımızdan bakmayacak insanlar her zaman olacaktır. Sanat lüks müdür? Bana göre sanat, hiç bir zaman lüks değildir.” dedi.

Hakan Aysev, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Batılı olmakla şeklen Avrupalı olmayı maalesef birbirine karıştırdık. Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak küresel bir iddia sahibi olmak demekken kültürel taklitçiliğin asırlarca sizi kendisine rakip, hatta düşman görmüş bir dünyaya teslimiyet demek olduğunu ne yazık ki göremedik.” ifadelerine aynen katıldığını dile getirdi.

“Türkiye’nin dünya çapında sanatçıları var”

Erdoğan’ın tespitlerinin çok doğru olduğuna işaret eden Aysev, şunlası söyledi:

“Zamanında Türkiye’de de ulusal müziğimizin oluşmaması buna denk geliyor. Çünkü zamanında yurt dışına besteciler yollandı ama yurt dışındaki Alban Berg Schoenberg gibi son dönem bestecilerin taktikleri yapıldı. Mesela Azerbeycan bu konuda çok başarılı. Çünkü kendi halk şarkılarını seslendirebiliyorlar. Bizim bu yoldan ilerlememiz lazım. Cumhurbaşkanımıza bu konuda çok katılıyorum, Türk melodilerini ve müziklerini çok seslendirmek gerekiyor.”

Hakan Aysev, Türkiye’nin dünya çapında sanatçıları olduğunun altını çizerek, “Bunların başında Leyla Gencer’imiz, dünya çapında sopranomuz var. Dünya çapında bir piyanistimiz İdil Biret’imiz, her ne kadar haylaz çocuğumuz olsa da Fazıl Say’ımız var. Ben, dünya çapında bir kariyer yaptım ve şimdi Murat Karahan, Ayhan Baran, Suna Korat ve Gülşen Tatu gibi isimler, dünya çapında kariyer yapmış Türk müzisyenleridir.” diye konuştu.

AKM’nin yeni projesi bittikten sonra, opera sanatının daha geniş kitlelere ulaşacağını aktaran sanatçı, “Kadıköy Belediyesinin çok şeker bir binası olan Süreyya Operası vardı ama küçücüktü. İstanbul’un utancıydı bence bu. Küçük bir sahnede 600-700 kişiyle şarkı söylemek, opera oynamak başka, 2 bin 500 kişiye oynamak başkadır. Kesinlikle AKM, bu anlamda çok büyük bir açılım sağlayacak.” dedi.

Aysev, Taksim’in çok merkezi bir yer olduğuna vurgu yaparak, insanların ailece AKM’ye gelebileceğini ve çocukların opera-baleden etkilenerek sanata yönlenebileceğini sözlerine ekledi.

“Harika bir haber”

Yönetmen ve oyuncu Haldun Dormen de tiyatro binası olarak 1946’da projelendirilen AKM’nin yenilenmesinden dolayı çok mutlu olduğunu kaydetti.

Dormen, İstanbul Kültür Sarayı adıyla 1969’da hizmete açılan merkez için, “Hiç ümidim yoktu, benim için harika bir haber oldu. İnşallah çok kısa zamanda da kavuşuruz AKM’ye.” dedi.

Aralıklarla yaklaşık 60 yıldır birçok ünlü oyunların sahnelendiği Dormen Tiyatrosunu kuran Haldun Dormen, dayanıklılık problemleri nedeniyle yenilenme kararı alınan AKM binasının açılmasının, İstanbullular tarafından merakla beklendiğini vurguladı.

Özel tiyatroların yanı sıra birçok ödenekli tiyatroda da yönetmen ve oyuncu olara yer alan, bir dönem gazetecilik yapan ve kitaplar kaleme alan Dormen, şöyle konuştu:

“İstanbul gibi bir şehirde bir opera binası olmaması kadar korkunç bir şey olamaz. Hakikaten korkunç. Süreyya operasına sıkışmış durumdalar. Onun için sadece biz sanatçılar için değil, tüm İstanbullular için harika bir olay.”

Tiyatroadam yeni sezona hızlı başladı

Eğlenceli, coşkulu tarzı, yüksek performansı ve uyumlu birlikteliğiyle tanınan Tiyatroadam, 11 sezon önce, her oyun, her sezon yeni bir maceradır diyerek çıktığı yolculuğuna yeni oyunlar, yeni maceralar ekleyerek devam ediyor.

Yıllar içinde geliştirdiği eğlenceli, coşkulu tarzını, yüksek performansını ve ekip ruhunu, bu sezon Bertolt Brecht ve Duşan Kovaçeviç’in iki güçlü eseri “Kafkas Tebeşir Dairesi” ve “İntiharın Genel Provası”nda da gösteriyor. Geçtiğimiz sezon sahnelenmeye başladıkları ve büyük ilgi gören Nazım Hikmet’in “İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu?” oyunu ile birlikte Tiyatroadam bu sezon toplam üç farklı oyunla sahnelerde..

“Kafkas Tebeşir Dairesi”, “Epik Tiyatro”nun kurucusu Bertolt Brecht’in 1944 yılında kaleme aldığı, iyilik, dürüstlük, vicdan, özveri, adalet gibi evrensel insanlık değerlerini, emek-mülkiyet ilişkisini sorgulayan/sorgulatan çarpıcı bir başyapıt.

Can Yücel’in kendine has, eşsiz Türkçesi, Ümit Aydoğdu’nun dinamik, modern rejisiyle, seyirciyi temposu hiç düşmeyen, heyecanlı bir maceraya sürüklüyor.

Oyununun hareket düzeninde Gizem Erdem, ışık tasarımında Yakup Çartık, oyuncu kadrosunda ise Baransel Gürsoy, Deniz Özmen, Ediz Akşehir, Esra Şengünalp, Gökhan Azlağ, Pelin Bölükbaş, Rana Büyükyılmaz ve Serdar Akülker yer alıyor.

“Kafkas Tebeşir Dairesi”, 15-22-29 Kasım Çarşamba 20:30’da Baba Sahne’de olacak. Biletleri www.babasahne.com ’dan veya sahne gişesinden temin edilebilir. Ayrıca 10 Kasım Cuma 20:30’da Kocamustafapaşa Çevre Tiyatrosu’nda ve 18 Kasım Cumartesi 20:30’da Akatlar Kültür Merkezi/ Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde olacak. Bu oyunların biletleri de ilgili sahnelerin gişelerinden veya Biletix’ten alınabilir.

İkinci yeni oyun “İntiharın Genel Provası”, 20. yüzyılın Balkanlar’dan çıkan en keskin kalemlerinden biri olarak anılan Duşan Kovaçeviç’in kendine has üslubuyla, kara mizah tarzında kaleme aldığı alaycı ve sarsıcı bir sistem eleştirisi…

Bilge Emin’in dilimize kazandırdığı, Emrah Eren’in anlamı gölgede bırakmadan, seyir zevki yüksek, eğlencesi bol bir şekilde sahneye taşıdığı “İntiharın Genel Provası”, güçlü oyuncu ve yaratıcı kadrosuyla, izleyenleri sürprizlerle dolu bir bulmacaya, gizemli bir maceraya ortak ediyor.

Oyunun dekor ve kostüm tasarımında Barış Dinçel, ışık tasarımında Yakup Çartık, hareket düzeninde Gizem Erdem, müziklerinde Tevfik Kulak var. Oyuncu kadrosunda ise Erdem Akakçe, Fatih Koyunoğlu, Kadir Çermik ve Selen Öztürk yer alıyor.

 

“Bu akşam eve gidince mutluluktan ağlayacağım”

İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) Müdürü ve Sanat Yönetmeni Suat Arıkan, yıkılarak opera binasına dönüştürülecek olan İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) yenilenmesi projesine ilişkin, “Bu akşam eve gidince mutluluktan ağlayacağım.” dedi.

Yeni binanın projesini AA muhabirine değerlendiren Arıkan, çok heyecanlı olduğunu belirterek, “Yaklaşık 10 senedir AKM’nin dışında, tabiri caizse süründük. Çok ağladık. Bugün, bu akşam eve gidince mutluluktan ağlayacağım, 10 sene sonra.” ifadelerini kullandı.

AKM’nin yıllardır kullanılmadığına işaret eden Arıkan, şunları kaydetti:

“Bu kadar yıllardır yapılamayan temsiller, konserler ve sergileri düşündükçe çok üzülüyorum. Sadece İstanbul değil, Türkiye çok şey kaybetti. Projede benim çok hoşuma giden şey, opera, tiyatro ve konser sahnesinin ayrı olması benim mutluluğumu arttırdı. Bu çok önemli bir şey. Çünkü daha önce diğer kurumlarla paylaştığımız için hem program açısından hem de sahne açısından, konser sırasında kabuk (platform) gidip geliyordu. O sahne zarar görüyordu. Onun üzerine muşamba seriyorduk. Akşam bale temsili var. Tahrip olmuş döşeme yüzünden sakatlanan sanatçılarımız oluyordu. Dolayısıyla o salonda sadece opera ve bale temsili yapılacak olması çok iyi bir şey.”

Suat Arıkan, AKM’nin yokluğunda farklı mekanlara dağılmak durumunda kaldıklarının altını çizerek, “Gerçekten trajik bir durum. Bir mucize gerçekleştiriyoruz her akşam saat 20.00’de temsil yapmak için. Çünkü depomuz 30 kilometre, atölyeler 60 kilometre ileride. İdari bina başka yerde, sahnemiz başka bir yerde. Dolayısıyla mekik dokuyoruz. Ödediğimiz kira bedellerini ve benzin paralarını ayrı tutuyorum, emek, heyecan, stres çok fazlaydı.” diye konuştu.

Opera binasında olması gereken detaylara da dikkati çeken Arıkan, “Opera sahnesi, sadece koltuklarının sayısıyla olmaz. Atölyelerinin, depolarının aynı binada olması gerekir. Projede göremedim. Belki de yazılmamıştır. Otoparkların altında mı çok merak ediyorum. O olmazsa olmaz. Çünkü turneye gelir gibi, dekorumuzu taşıyarak buraya gelmek ve temsilden sonra tekrar çıkmak, böyle bir bina düşünülemez. O zaman opera binası olmamış olur.” dedi.

Arıkan, teknolojik gelişmelerle yapılan yeni opera binasında daha iddialı yapımlara da imza atabileceklerini aktararak, sözlerini şöyle tamamladı:

“AKM, sahne tekniği açısından son derece donanımlıydı. Döner sahnesi, sahne asansörüyle yapılamayacak (sahnelenemeyecek) hemen hemen hiçbir eser yoktu. Ama şimdi 30-40 sene sonraki teknolojiyle yapılacak yeni sahne, eski AKM’den çok daha ileri olacaktır, teknolojik açıdan. Işık, projeksiyon sistemiyle. AKM’de projeksiyon yoktu örneğin. Işık, eski tekniklerle yapılıyordu. Umarım yeni teknolojiyle de tanışmış oluruz. Bu, şu demektir, müzikaller dönemi de başlayabilir. Çok seyrek cesaret edebildiğimiz müzikalleri, günümüz teknolojisiyle yapabilirsek, yapamayacağımız hiçbir şey yok. Sanatçı kadromuzun kalitesi belli. Avrupa sahnelerine çıkıyorlar. Hiç kimsenin haberi yok ama Avrupa’da Türk sanatçılar çıkarması var. Bu açıdan da sıkıntı yok. Sadece biraz daha kalabalıklaşırsak, olması gerektiği kadar büyüyebilirsek, halkımıza sanatın en güzel örneklerini verebiliriz. Öyle güçlüyüz.”