İstanbul’da Kuzey rüzgarı…

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, İskandinav ülkelerinin önde gelen bestecilerin eserlerini sahneye taşıyor… 14 Aralık 2018 Cuma günü Kadıköy Süreyya Opera Sahnesi’nde gerçekleşecek konserde, İsveçli besteciler Wilhelm Stenhammar, Hogo Alfvén, Carl Leopold Sjöberg ,Ture Rangström, Danimarkalı besteci Carl Nielsen, Norveçli besteci Edvard Grieg, Finlandiyalı besteci Jean Sibelius ve İzlandalı besteci Páll Ísólfsson’un eserlerini, Soprano Otilia İpek ve Evren Ekşi, Bariton Kevork Tavityan, Piyanist Hüseyin Kaya eşliğinde seslendirecekler.

Klarnet sanatçısı Sıla Köse ve Piyanist Hüseyin Kaya, Carl Nielsen’in “Andante cantabile” adlı eseri ile gecede yer alıyor…

“Nordik Bestecileri” nde ayrıca dans da var… Edvard Grieg’in “Åse’nin Ölümü” adını verdiği parçasında, Deniz Özaydın koreografisinde, Berfu Elmas ve Deniz Özaydın dans ederek programı sonlandıracaklar.

Ulusal Tiyatro Ödülleri sahiplerini buldu…

Tiyatro alanında yeni eserlerin yaratılmasını teşvik edip, yerli tiyatro eseri repertuvarının zenginleşmesini amaçlayan Kadıköy Belediyesi’nin, bu yıl ikinci kez düzenlediği Ulusal Tiyatro Sahne Eseri (Oyun) Yarışması sahiplerini buldu.

‘İNSAN HÜZNÜ’ BİRİNCİ OLDU

Yarışmada “İnsan Hüznü” adlı oyunuyla Mehmet Selçuk Bilge Birincilik Ödülü ve “Huzur Apartmanı” adlı oyunuyla Aslı Ayhan İkincilik Ödülü alırken; “Babaannemin İlk Twit’i” adlı eseriyle Nedim Saban ve “Benim Annem Cumartesi” adlı oyunuyla Cihan Çakan Üçüncülük Ödülü’ne layık görüldü. Birincilik ödülünü takdim etmek üzere sahneye çıkan tiyatro sanatçısı Zihni Göktay, “Tiyatro eseri yazmak büyük bir şövalyelik ülkemizde, çünkü herkes dizi senaryosu yazıyor. Milliyetçilik sokağa çıkıp bağırmakla olmaz. Öncelikle kendi yazarlarımızı koruyacağız” şeklinde konuştu.

SANATIN YARATTIĞI BÜYÜK ENERJİ YÖNETİMLERE DE YANSIYOR

Moda Sahnesinde düzenlenen törenle aralarında tiyatro sanatçıları Zihni Göktay, Tamer Levent, Metin Zakoğlu, Timur Acar, Nedim Saban, Kadıköy Tiyatrolar Platformu(KTP) oyuncular ile Haldun Taner’in eşi Demet Taner’in yanı sıra çok sayıda davetli katıldı. Törende konuşan Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, “Bütün yaşadığımız sıkıntılı dönemlerin aşılmasını sağlayacak şey tiyatrodur. Sanatın hayatın her alanında yarattığı büyük enerji yönetimlere de yansıyor. İnsanların gelecekle ilgili bakışlarını değiştiriyor. Bireysel amaçlarla toplumsal amaçları birleştiriyor. İnsanların daha mutlu, daha huzurlu, daha iyi olmalarını sağlıyor” şeklinde konuştu. Aykurt Nuhoğlu’nun ardından yarışmada dereceye girenlere ödülleri verildi. Ödül töreni ve kokteylin ardından, ‘Komik Günler’ adlı müzik grubu sahne aldı. Oyuncu Şaziye Özlem Turan’ın dans ettiği geceye Selen Şeşen de şarkıları ile renk kattı.

SEÇİCİ KURUL BELİRLEDİ

Yarışmanın seçici kurulunda Türk tiyatrosunun önde gelen isimlerinden Orhan Alkaya, Cevat Çapan, Bilgesu Erenus, Yücel Erten, Beliz Güçbilmez, Dikmen Gürün ve Nesrin Kazankaya; ön seçici kurulunda ise Levent Aras, Günay Ertekin ve Sinem Özlek yer aldı. Gerçekleştirilen kurul toplantıları ve müzakereler sonucunda dört oyuna ödül verilmesi kararlaştırıldı. Kadıköy Belediyesi Kültür Yayınları, 2017 yılında ödül kazanan oyunları bir kitap halinde yayımladığı gibi, 2018 yılında ödül kazanan oyunları da kitaplaştıracak.

İZDOB sezonu Carmina Burana balesi ile açıyor

İzmir Devlet Opera ve Balesi 2018-2019 sezonunu 1 Ekim’de Carmina Burana balesi ile açıyor.

1.Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali’nde binlerce sanatseverin beğeni ile izlediği Carmina Burana balesi, 1 Ekim 2018 Pazartesi günü saat 20.00’da Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde sunulacak.

 

 

 

Yarasa

İZDOB yeni sezonda; 7 opera, 1 operet, 8 bale, 1 kantat, 3 çocuk oyunu ile onlarca konseri İzmirli sanatseverlerin beğenisine sunacak.

Minyatür Gece

Geçen yıllarda olduğu gibi; Elhamra Sahnesi’nin yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi, Dokuz Eylül Üniversitesi’ne ait Sabancı Kültür Sarayı, Bornova Kültür Merkezi’nde, Ege Üniversitesi’ne ait Atatürk Kültür Merkezi, Kültürpark Atatürk Açıkhava Tiyatrosu’nda da etkinlikler sunulacak.

Sihirli Dünya

İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin 2018-2019 sezonunda sahneleyeceği YENİ ESERLER şunlar:

1001 Gece Masalları

Cavalleria Rusticana – Palyaçolar “opera”

Pietro Mascagni’nin Cavalleria Rusticana ve Ruggiero Leoncavallo’nun Palyaçolar adlı operaları 23 Ekim 2018 tarihinden başlayarak İzmirli sanatseverlerin izlenimine sunulacak. Şef Tulio Gagliardo ve Vladimir Lungu yönetiminde sahnelenecek olan eserlerin rejisini Haldun Özörten üstleniyor.

Fındıkkıran “bale”

Piyotr Ilyic Çaykovski’nin ölümsüz balesi Fındıkkıran, 22 Aralık 2018 tarihinde prömiyer yapacak. Eser, şef Tolga Taviş yönetiminde ve Mehmet Balkan koreografisiyle sahnelenecek.

Bach Kahve Kantatı

9 Ocak 2019 tarihinden başlayarak sahnelenecek olan Johann Sebastian Bach’ın Kahve Kantatı sezon boyunca sanatseverlerin izlenimine sunulacak.

Zarzuela Akşamı “zarzuela”

Ülkemizde ilk kez sunulacak olan bu gösteri 23 Şubat 2019’da prömiyer yapacak. Gösteri, İspanyol ulusal şarkılarının en seçkin örneklerinin büyük orkestra ve danslar eşliğinde sahnelemesi olarak İzmirli sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Zarzuela Akşamı Tulio Gagliardo yönetiminde konuk İspanyol koreograf Carlos Vilan’ın sahne düzeni ile sahnelenecek.

Lucia di Lammermoor “opera”

Gioacchino Donizetti’nin dünya opera sahnelerinde en çok oynanan eserlerin başında gelen bu operası, 11 Nisan 2019 tarihinden başlayarak operaseverlerin beğenisine sunulacak. Eser, şef Alessando Cedrone yönetiminde sahnelenecek.

Geçen sezonlarda sahnelenen ve bu sezonda da yinelenecek eserler:

Giacomo Rossini’nin komik operası Sevil Berberi, Carl Orff’un aynı adlı eserinin müziği ve Robert North’un koreografisiyle sahnelenecek olan Carmina Burana balesi bu sezonda sahnelenmeye devam edecek.

Bach Alla Turca ve Dansın Rengi adlı birer perdelik baleler sezon programı içinde yer alacak.

Çaykovski’nin çeşitli eserlerinden alınan ve Tolga Taviş tarafından düzenlenen müziği eşliğinde sahnelenmekte olan Romeo ile Juliette balesi bu sezonda da sahnelenmeye devam edecek.

Geçen sezon prömiyeri yapılan Giuseppe Verdi’nin La Forza del Destino adlı operasın sahnelemesi sürdürülecek.

Birkaç yıldır oynanmakta olan Tolga Taviş’in Hekimoğlu adlı operası yinelenmeye devam edecek.

Mozart operaları içinde önemli bir yere sahip Don Giovanni operası da programda yer bulacak. Minyatür ve Gece adlarıyla sahnelenen birer perdelik baleler yine sezon programında yer alıyor.

İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin geleneksel hale getirdiği ve Alsancak Rotary Kulübü işbirliğiyle yapılmakta olan Ulusal Genç Solistler Yarışması bu sezonda da yapılmaya devam edecek.

Çocuk Oyunları:

Bu sezon programında yer alan çocuk oyunları da şunlar:

Murat Cem Orhon’un müziği Zeynep Ergüven’in metni ile Şekeronya ve Hülya Nüfusçu’nun çeşitli bale müziklerini kullanarak sahneye koyacağı Kırmızı Çiçeğin Rüyası adlı çocuk balesi ve Haldun Özörten’in Sihirli Dünya adlı çocuk oyunu.

İstanbul Devlet Tiyatrosundan Yeni Sezona Merhaba..

İstanbul Devlet Tiyatrosu, 2018-2019 sezonunda yerli ve yabancı yazarlardan oluşan seçkin repertuvarıyla 40. Yılını kutlamaya hazırlanıyor.

Sezonun ilk prömiyerini 3 Ekim Çarşamba günü “Bir Peri Masalı Radyum Kızları” ile yapacak olan İstanbul Devlet Tiyatrosu 11 Ekim’de “Hırçın Kız” ve 18 Ekim’de sahnelenecek olan “Kendi Gök Kubbemiz (Yahya Kemal)” oyunları ile tiyatro severlerle buluşmaya devam edecek.
Ağustos ayından itibaren yoğun çalışma temposuyla provalarına devam eden İstanbul Devlet Tiyatrosu, Kasım ayı ile birlikte “Sahibinin Sesi”, “Kosovalı Peer Gynt” oyunlarının yanı sıra 7’den 70’e aile oyunları olan “Keloğlan Keleşoğlan” ve “80 Günde Devri Alem”i sahneleyecek. Ardından sıradaki yeni oyunların provalarıyla çalışmalarını sürdürecek.

Bir Peri Masalı Radyum Kızları
3 Ekim Çarşamba günü Üsküdar Tekel sahnesinde tarihinde prömiyerini gerçekleştirecek olan Karden Kasaplar’ın yazıp Laçin Ceylan’ın yönettiği Bir Peri Masalı Radyum Kızları; erkek egemen anlayışa ve kapitalist düzene direnme başarısı gösteren kadınların girdikleri hukuk mücadelesini sahneye taşıyor. Yakup Çartık’ın ışıklarını tasarladığı oyunun dekor tasarımında Gökhan Yücesal, kostüm tasarımında Dilek Kaplan, koreografide Tuğçe Tuna’nın imzası var. Oyunda; Çiğdem Aygün, Deniz Danışoğlu, Merve Şeyma Zengin, Ezgi Erdilek, Refiye Genç, Sena Başdoğan, Okan Değirmenci, Tuğçe Aksum, Kerem Tanık, Ebru Terzi, Esra Balaban, Gamze Cankara, Mustafa Ergüven, Hasan Ali Yıldırım, Oğuz Edis’ten oluşan kalabalık ve genç bir kadro var.

Hırçın Kız
11 Ekim Perşembe günü Cevahir Salon 1 sahnesinde prömiyer yapacak olan Hırçın Kız, yıllar sonra Yücel Erten’i Devlet Tiyatrosu ile buluşturuyor. Oyun, Sinyor Battista’nın biri fevkalade hırçın ve dik başlı, diğeri uysal ve uyumlu iki kızının evlilik maceraları çevresinde döner. Nurettin Sevin’in çevirdiği oyunun dekor tasarımı Ethem İzzet Özbora’ya, kostüm tasarımı Nalan Alaylı’ya, ışık tasarımı Yakup Çartık’a, müzikler ise Emil Tan Erten’e ait. Oyunda; Uğur Hakan Güneri, Veda Yurtsever, Turan Günay, İlkay Akdağlı, Hakan Meriçliler, Fatih Dokgöz, Zülfükar Ali Sinan Demir, Burak Altay, Çiğdem Yıldız, Ahmet Taşdemir, Ahmet Kurt, Başak Ova, Bilal Ercan, Büşra Saraç, Erdem Bilgi, Hakan Siylim, Mehmet Emrah Hamşioğlu, Muhammed Yıldız, Oya Ünal ve Özlem Karataş rol alıyor.

Kendi Gök Kubbemiz (Yahya Kemal)
18 Ekim Üsküdar Stüdyo Sahnesinde prömiyer yapacak olan Kendi Gök Kubbemiz (Yahya Kemal) adlı oyunda; eski yenisi, doğu batısı, vatanı ve İstanbul sevgisiyle insana dair her tür özlem, aşk ve ölüm gibi temalar Yahya Kemal’in dizelerinde geçmişe bir yolculuk yapar. Sönmez Atasoy’un yazdığı Okday Korunan’ın oynayıp yönettiği oyunun dekor ve kostüm tasarımında Şirin Dağtekin Yenen’e, ışık tasarımında Önder Arık’a, müziklerde ise Timur Selçuk’a yer verilecek.

Keloğlan Keleşoğlan
1 Kasım Perşembe günü Üsküdar Tekel Sahnesinde prömiyerini yapacak olan gençlik oyununda Keloğlan sıradan bir hayat yaşarken ansızın beklenmeyen durumlarla karşılaşıp küçük bir aydınlanma yaşar ve hayata karşı bakış açısı değişir. Bu değişiklikle içindeki gücü fark ederek tembelliğini ve kendine olan güvensizliğini bir kenara bırakıp kendini ve çevresini olumlu yönde etkilemeye başlayarak bambaşka bir Keloğlan’a dönüşür. 10 yıl boyunca kapalı gişe oynayan Ulviye Karaca’nın yazıp yönettiği oyun aynı zamanda 42. Sanat Kurumu Jüri Özel Ödül sahibi. Oyunun dekor tasarımında Zeki Sarayoğlu, kostüm tasarımında Melike Başkan, ışık tasarımında Zeynel Işık, dekor ve kostüm proje uygulamada Burcu Melek Bozan, müziklerde ise Kemal Günüç yer alıyor. Oyunda; Ümit Bahadır Tunç, Bahadır Tecimen, Muammer Çağatay Keser, Meltem Müge Tunç, İrem Sövütçü, Nazlı Benan Özkaya, Nejdet Erdem, Berk Yaparel, Yağmur Çağlan, Alper Utku Ateş, Abbas Arda Çoban, Barış Dizer, Orkun Huylu, Ömer Oduncu, Ezgi Cankurtaran, Hasan Pehlivanoğlu, Tuğba Ülgen, Pelin Sağun, Alkan Demir, Sefa Köksal, Ferhat Işıktaş, Erman Bacak, Alp Aydın’dan oluşan genç bir kadro görev alıyor.

80 Günde Devri Alem
18 Kasım Pazar günü Cevahir Salon 2 Sahnesinde prömiyer yapacak olan 80 Günde Devri Alem; Bay Plieas Fogg dünyayı seksen günde gezebileceğine dair bir iddiaya girer ve bu uğurda elinde avucunda ne varsa hepsini ortaya koyar. Ancak bu yolculukta onu aklına gelmedik maceralar ve aksilikler beklemektedir. Jules Verne’in yazıp Gökhan Kocaoğlu’nun yönettiği oyun 7’den 70’e tüm izleyicileri kucaklayacak eğlenceli bir oyun. Oyunun dekor tasarımı Aytuğ Dereli’ye, kostüm tasarımı Burcu Melek Bozan’a, müzikler ise Oktay Köseoğlu’na ait.

Sahibinin Sesi
2 Aralık Pazar günü Üsküdar Tekel Sahnesinde prömiyer yapacak olan Sevim Burak imzalı Sahibinin Sesi, 22. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında İskender Altın rejisiyle oynanacak. Oyun; çok kültürlülüğün, parçalanmanın, deliliğin izlerini sürerek yazılmış Zembul ve Bilal’in trajik aşkını sahneye taşıyor. Oyunun dekor tasarımını Şirin Dağtekin Yenen, kostüm tasarımını Çevren Günger, ışık tasarımını Akın Yılmaz, müzikleri Cem İdiz, koreografiyi Sibel Sürel, dramaturgiyi ise Canan Kırımsoy üstleniyor. Oyunda; Fatih Topçuoğlu, Ebru Aytürk, Lebib Gökhan, Meltem Evcioğlu, Oğuz Tunç, Eren Özyalçın, Murat Yatman, Esra Akbaş, Tayfun Sav, Nazlı Uğurtaş, Berk Sezenler, Duygu Başkaya, Burak Aksak rol alıyor.

Kosovalı Peer Gynt
25 Aralık Salı günü Cevahir Salon 2 sahnesinde prömiyer yapacak olan Kosovalı Peer Gynt oyunu; 1990-2014 yılları arasında ülkesindeki olumsuzluklardan kaçıp diğer Avrupa ülkelerinde yaşamını sürdürmeye çalışan genç bir insanın dramatik serüvenini gerçekçi-şiirsel bir dille anlatıyor. Yeton Neziray’ın yazıp Senem Cevher’in çevirdiği oyunu Saydam Yeniay yönetiyor. Behlüldane Tor’un dekorlarını tasarladığı oyunun kostüm tasarımı Mihriban Oran’a, ışık tasarımı Nejat Karaorman’a, koreografi Alparslan Türkeş Karaduman’a, dramaturgi ise Yeşim Gökçe’ye ait. oyunda Güneş Hayat ve Erşan Utku Ölmez rol alacak.

Ömer Asım Aksoy ödülü Neşe Aksakal Duman’ın

Aksoy Ailesiyle Dil Derneği’nin her yıl düzenlediği ve bu yıl deneme dalında verilen “Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü”nün sahibi, ‘Türler Arası En Güzel Yolculuklar’ kitabıyla Işık Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Neşe Aksakal Duman oldu.

Yaşamı boyunca dil devriminin savunucusu olan ve 1993’te yaşamını yitiren Ömer Asım Aksoy’un düşünce ve yapıtlarını gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla, 1995’ten bu yana Türkçeye ve Türk yazınına katkıda bulunan yazarlara verilen Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü’nün bu yılki sahibi, Işık Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Öğretim Görevlisi Neşe Aksakal Duman oldu.

Bu yıl birçok yazarın yapıtıyla aday olduğu ödül, Adnan Binyazar, Yüksel Pazarkaya, Cengiz Bektaş, Feridun Andaç, (aile adına) Sevgi Özel’den oluşan seçici kurulun oyçokluğuyla Türler Arası En Güzel Yolculuklar adlı deneme kitabıyla Neşe Aksakal’a verildi.

Ödülünü Dil Derneği’nin Ankara’daki merkezinde düzenlenen törenle alan Neşe Aksakal Duman yaptığı konuşmada, “Mustafa Kemal Atatürk’ün cepheye cephane taşınan tahta bir sandığa daha sonra kitaplarını doldurup yanında taşımaya başlaması şu anlama geliyordu: “Bundan sonraki devrim kültür devrimidir.” Kurulduğu yıldan beri Dil Derneği’nin ve Ömer Asım Aksoy’un bütün çalışmaları kültür devrimine hizmettir. Ulusal Kurtuluş Savaşı’na bizzat katıldıktan sonra ikinci mücadeleyi kültür alanında sürdüren, Türkçenin gelişmesine büyük katkı sağlamış Ömer Asım Aksoy adına ülkemizin önemli kurumlarından Dil Derneği’nin düzenlediği bu ödülü almak benim için oldukça gurur verici.” dedi.

Türler Arası En Güzel Yolculuklar’a kaynaklık eden konuların çoğunun, Işık Üniversitesi’ndeki derslerinde öğrencilerle sürdürdüğü çalışmalardan ve tartışmalardan doğduğunu vurgulayan Duman, “Bu nedenle çalışmalarımı destekleyen kurumum adına da aldığım bir ödüldür. İncelediğim ana metinlerin dışında, benim terimlerin Türkçeleştirilmesiyle ilgili derslerimin de bu yazılara esin verdiğini söyleyebilirim. Umarım buradaki kavramlar kalıcı olur.” diye konuştu.

Süreyya Operası’nda ilk konuk Simon Ghraichy

İstanbul’da özellikle müzik sanatına tahsis edilmiş tek mekanı olan Süreyya Operası 12’inci sanat yılında perdelerini yeniden açıyor. Süreyya Operası’nın yeni sezonu, 28 Eylül Cuma akşamı İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB)’nin açılış konseri ile başlayacak.

Süreyya Operası Oda Müziği Konser dizisinin ilk konseri ise, ünlü Deutsche Grammophon sanatçılarından piyanist Simon Ghraichy olacak.

FRANSIZ PİYANİST SIMON GHRAICHY İLE SEZONA MERHABA
New York’taki Carneige Hall, Berlin Filarmoni Salonu, Paris’teki Champs Elysées Tiyatrosu gibi dünyanın önde gelen salonlarını kapsayan bir dünya turnesinde olan Fransız piyanist Simon Ghraichy Süreyya Sahnesi’nde olacak. 32 yaşındaki Meksika ve Lübnan kökenli Fransız piyanist Simon Ghraichy’nin piyano resitalinde Schumann, Debussy, Marquez, Albéniz gibi önemli isimlerin eserleri yer alacak.

‘DON KİŞOT’ VE ‘ALEKO’ SAHNEDE
Opera programında bu yıl iki yeni eser var. Massenet’in ‘Don Kişot’ operası ile Rahmaninov’un ‘Aleko’su. Geçen yıllarda sahnelenen ‘The Rake’s Progress’, ‘Falstaff’, ‘Ninatta’, ‘Bayezit’ operaları bu mevsimde de oynanmaya devam edecek. İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) Verdi’nin müziği ile hazırlanan ‘Üç Silahşörler’ balesini yeni bir prodüksiyonla sahneleyecek. ‘Don Kişot’, ‘Judith’ baleleri ile ‘Üç Bale’ 2018-2019’da da izleyicilere sunmaya devam edecek.

KONSERLER DE SÜREYYA SAHNESİNDE
İDOB programında bu yıl çok sayıda konser yer almakta. Verdi’nin ‘Requem’i ve Rossini’nin ‘Stabat Mater’i gibi ünlü dramatik, lirik büyük orkestra ve koro eserleri seslendirilecek. Adnan Saygun’un sevilen eseri ‘Yunus Emre Oratoryosu’ bale ve opera sanatçılarının işbirliğiyle sahnelenip icra edilecek. Her yıl olduğu gibi Haziran ayında İKSV’nin düzenlediği Uluslararası Müzik Festivali’nin bazı konserleri Süreyya Operası’nda icra edilecek.

FUAYE KONSERLERİNE GİRİŞ ÜCRETSİZ
Bu sezon yine fuaye konserleri programlandı. KBSO’nun düzenlediği fuaye konserlerinin yanı sıra İDOB da akşamüstleri fuaye dinletileri dizisi hazırladı. Bilindiği gibi bu konserlere giriş ücretsiz. Bu yılın dinleti programlarında bu yıl 100’üncü ölüm yıldönümü olan Fransız besteci C. Debussy’nin eserleri dikkat çekiyor.

ULUSAL BESTE YARIŞMASI

KBSO 2017 ve 2018 yıllarında oda orkestrası için beste yarışmaları düzenlemişti. Bu yarışmalarda ödül kazanan eserler CD olarak yayımlandı. Çoksesli Türk müziği oda orkestrası repertuvarı yeni eserler kazanmış oldu. KBSO 2019 yılında ise bu defa değişik bir müzik formatında; ‘Piyanolu Dörtlü (Quartet) Yarışması’ açtı. 50 yaşına kadar olan besteciler için açılan bu yarışma, 2019 Şubat ayında ödül kazanan eserlerin icra edileceği final konseriyle sonuçlanacak. Böylece piyano, keman, viyola, viyolonsel dörtlüsü için yerli eser repertuvarına yeni özgün bestelerin kazandırılması amaçlanıyor.

SERGİ: ÖLÜMÜNÜN 150. YILINDA ROMA OPERA TİYATROSU ARŞİVİNDE ROSSİNİ
Her yıl hazırlayıp Süreyya fuayelerinde sunulan ‘müzik sanatı’ temalı sergilerde bu yıl İtalya’dan gelen Rossini sergisi yer alacak. Bu ilginç ve özgün sergi, 16 Kasım-15 Aralık arasında Süreyya Operası’ndaki sergilenişinden sonra Avrupa’nın değişik şehirlerinde de beğeniye sunulacak.

2018 Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nün sahibi Adalet Ağaoğlu

Can Yayınları’nın kurucusu Erdal Öz’ün anısını yaşatmak için ailesi tarafından her yıl düzenlenen Erdal Öz Edebiyat Ödülü, yeni sahibini buldu.
Başkanlığını Handan İnci’nin üstlendiği, Asuman Kafaoğlu Büke, Oğuz Demiralp, Sibel Irzık, Cemil Kavukçu, Ömer Türkeş ve Faruk Duman’dan oluşan Seçici Kurul, Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nün on birincisinin Adalet Ağaoğlu’na verilmesini kararlaştırdı.
Ödülün gerekçesinde şu ifadeler yer aldı: 16 Eylül 2018 Pazar günü toplanan Erdal Öz Edebiyat Ödülü Seçici Kurulu, çağdaş edebiyatımızın temel taşlarından Adalet Ağaoğlu’nu edebiyatımıza sağladığı tüm katkılardan dolayı bu yılki ödüle layık görmüştür. Adalet Ağaoğlu, arka planlarında Türkiye’nin sosyal, siyasi, kültürel yapılarını işlediği romanlarını, yenilikçi anlatım teknikleriyle kaleme almış, günlükleri, öyküleri, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızın doruklarından biri olmuştur.

Her yıl bir üyenin ayrılıp bir başkasının katılımıyla yenilenen jüri, altı yıldır jüride bulunan ve 2018 komitesinin başkanlığını yürüten Handan İnci’yi uğurlayacak. Gelecek sene jüriye katılacak olan yeni isim Metin Celal olacak.

2008 yılından bugüne kadar verilen ödül, Handan Börüteçene’nin tasarladığı bir ödül heykelciği ve 15.000 TL’den oluşuyor. Erdal Öz Edebiyat Ödülü bugüne dek, Gülten Akın, Nurdan Gürbilek, İhsan Oktay Anar, Şavkar Altınel, Murathan Mungan, Cemil Kavukçu, küçük İskender, Orhan Pamuk, Orhan Koçak ve Cevat Çapan’a verilmişti.

2018 Erdal Öz Edebiyat Ödülü 22 Ekim Pazartesi günü Dada Salon’da yapılacak törenle Adalet Ağaoğlu’na verilecek.
ADALET AĞAOĞLU KİMDİR
Ankara’nın Nallıhan ilçesinde doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra ortaokula gidebilmesi için aile Ankara’ya göçtü (1938). Ortaöğrenimini Ankara Kız Lisesi’nde tamamladı. Ankara DTCF’nin Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1950). Açılan bir sınavla Ankara Radyosu’na girdi. Kuruluşundan sonra TRT’de çeşitli görevlerde bulundu (1951-1970). TRT Radyo Dairesi Başkanlığı’ndan kurumun özerkliğine el konulması sonucu istifa etti. Öğrencilik yıllarında başladığı yazarlığı başka hiçbir işle paylaşmadan sürdürdü. Radyo ve sahne oyunlarını romanları, öykü, anı ve deneme kitapları izledi. Bu çalışmalarında toplumumuzdaki değişim ve dönüşümlere duyarlı yaklaşımlarıyla dikkat çekti. 1973’te yayımlanan ilk romanı Ölmeye Yatmak’tır. Daha sonra edebiyatın diğer türlerinde yazmayı sürdürdü. Değişimler konusunda edebiyatın yapısal durumu bakımından da arayışçı davranarak kendine özgü anlatım biçimleri geliştirdi.

Ahmet Altan: Dünyayı bir daha göremeyeceğim

Yaklaşık iki yıldır cezaevindeki gazeteci ve yazar Ahmet Altan’ın, cezaevinde kaleme aldığı kitabı ilk kez Almanya’da piyasaya sürülecek.

Gazeteci ve yazar Ahmet Altan’ın cezaevinde kaleme aldığı kitabı “Dünyayı bir daha göremeyeceğim” başlığıyla ilk kez Almanya’da yayımlanacak. Alman S. Fisher Yayınevi’nden piyasaya çıkacak kitapta Altan özgürlük, cezaevindeki yaşamı ve Türkiye’nin siyasi durumuna ilişkin denemelerini paylaşıyor.

“Dünyayı hiçbir zaman görmeyeceğim. Gökyüzünü cezaevinin duvarları olmadan bir daha göremeyeceğim” ifadelerinin yer aldığı kitapta, cezaevindeki ilk geceden yine cezaevinde çıktığı “yolculuklara” ve mahkemenin ağırlaştırılmış müebbet cezası kararına kadar birçok konuda düşündüklerini kaleme alıyor.

İlk kez Almanya’da 26 Eylül’de piyasaya sürülecek kitap ardından Hollanda, İngiltere, Norveç, İspanya ve İtalya’da da okuyucularıyla buluşacak.

Ahmet Altan, yaklaşık iki yıldır cezaevinde. Darbe girişimi sonrasında “subliminal mesaj vermek” suçlamasıyla gözaltına alınan Altan, “darbe girişimine iştirak” suçlamasıyla müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

Ahmet Altan’ın tutuklanması uluslararası alanda tepkiye yol açtı. Sivil toplum örgütlerinden gazetecilik kuruluşlarına kadar geniş bir kitle tarafından takip edilen yargı süreci sonrası da Altan’a destek verilmeye devam ediliyor.

Tahliye edildikten sonra DW Türkçe’ye konuşan Ahmet Altan’ın ağabeyi Prof. Mehmet Altan, denemelerin cezaevindeki küçük bir plastik masada kağıda döküldüğünü belirterek “Ahmet’in cezaevinden ilettikleri şimdi dünyada edebi olarak yayılıyor” demişti.

Musul yeniden kültür ve sanatla buluşuyor

Müzik, kitaplar, sergiler… IŞİD işgalinden kurtarılan Kuzey Irak’taki Musul, kültürel ve sanatsal köklerine geri dönmeye çalışıyor. Peki, bu özgürlük kalıcı olabilecek mi? DW’den Judit Neurink Musul’dan izlenimleri…

Musul’un orta yerinde bir park. Yakın bir geçmişe kadar IŞİD burada çocuk askerleri eğitiyordu. Şimdi ise aynı yerde binlerce insan bir kitap festivali için toplanmış durumda. Kentteki halk için gönüllülerce ücretsiz temin edilen kitaplar, masalarda yeni sahiplerini bekliyor. Festivalde ayrıca çeşitli tiyatro ve müzik gösterileri de sunuluyor.

Irak’ın ikinci büyük kenti yeniden kültürel etkinliklerle buluşuyor. “Iraklıyım ve kitap okuyorum” festivali, son zamanlardaki pek çok külürel etkinlikten sadece biri. Kitap festivalinin adı, eski bir Arap atasözünü getiriyor akıllara: “Mısırlılar yazar, Lübnalılar yayınlar ve Iraklılar okur!”

Musul Üniversitesi’nde İngilizce eğitimi veren ve aynı zamanda şehrin gönüllü ve gayrı resmî tarihçisi de olan öğretim görevlisi Ali el Barudi “Maalesef kaybetmeden kıymet bilmiyoruz” diyor ve ekliyor: “Doğu Musul’un DAEŞ’den kurtarılması, benim için adeta ikinci bir doğum günü gibiydi.”

IŞİD örgütü, Arap dünyasında yaygın olarak “DAEŞ” şeklinde nitelendiriliyor.

Kültür ve sanat, terör örgütünün hüküm sürdüğü bölgelerde yerle yeksan edildi ve uzun süre esamesi bile okunmadı. Yazar, şair ve diğer önemli şahsiyetlerin heykelleri yıkıldı, sanat eserleri ve müzik enstrümanları tahrip edildi. Musul’da ayrıca tarihî üniversite kütüphanesi yakılarak neredeyse tüm kitaplar küle döndü. Kitaplar ve din dışı her türlü sanat yasaklandı, müzisyenler ve diğer sanatçılar idam edildi.

Kültürel yıkım ABD’nin işgaliyle başladı

Ancak Musul ve diğer şehirlerdeki kültürel yıkımın evveliyatı daha eskilere dayanıyor. ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinden kısa bir süre sonra bölgede radikal dinciler güç kazandı: “DAEŞ bir hayalet gibi. Görünmüyordu ama hep vardı. Bunca zaman hakkımızda sürekli bilgi topladı” diye konuşan öğretim görevlisi Ali el Barudi, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Aslında DAEŞ, 2005’ten bu yana gizili bir şekilde burayı yönetiyordu. 2014 yılında ise bunu alenen yapmaya başladı. Bu örgütü tamamen ortadan kaldırmak kolay değil. DAEŞ yönetimi altında her gün bin kere ölüyorduk. Musul’un önce bu korkudan kurtulması gerekiyor.”

Nitekim Ali’nin babası da bu korkuyu henüz tam olarak üzerinden atamamış. Oğluna sürekli olarak dikkatli olması gerektiğini tembihliyor. Ancak genç adam, elinde fotoğraf makinesiyle tüm mahalleleri dolaşarak kentteki değişim ve dönüşümü belgelemeye çalışıyor. Bu çalışmaları sırasında da insanların büyük bir bölümünün değişim sürecini desteklediğine tanık oluyor.


Sanatla ilgili her şey tahrip edildi

Mervan Tarık da yine Musul Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. “Şu anki durum, DAEŞ’in burayı işgal ettiğinden çok daha iyi” diyen Tarık, harabeye dönen üniversite kampüsüne geçen yıl ilk ayak basanlardan biri olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Hasar korkunç boyutlardaydı. Sanatla en ufak bir bağlantısı olan her şeyi tahrip etmişler. Piyano, ud, gitar, tablo, heykel ve daha neler neler…”

Öğrencileriyle birlikte enkazın altında nispeten sağlam kalmış ne varsa çıkarmaya başlayan Mervan Tarık, bu çalışmalarında hükümetten ufak bir destek görmediğini vurguluyor. DAEŞ üyelerinin bir kısmının halkın arasına karıştığını, bu nedenle de halkın korkudan sanata mesafeli durduğunu anlatan Tarık, meslektaşı Ali el Barudi ile birlikte ortak bir sanat projesine imza atmış. Dicle’nin ikiye böldüğü şehrin doğu yakasındaki üniversite binasının sağlam bölümlerinde geçen yılın Mayıs ayında bir sergi açan ikili, enkaz altından çıkardıkları sanat eserlerini, canlı müzik eşliğinde halkın beğenisine sunmuş.

Yine üniversitedeki akademisyenlerle öğrenciler, kütüphanedeki yıkıntılar arasında sağlam kalan kitapları bulabilmek için ortak bir çalışma başlattı. Bu çerçevede yaklaşık 6 bin kitap kurtarıldı. Ayrıca “Mosul Eye” olarak da bilinen tarihçi ve blog yazarı Ömer Muhammed’in çağrısıyla, kayıp eserlerin yerine tüm dünyadan binlerce ücretsiz kitap gönderildi.


Fahad Sabah ve Harit Yasin

Sanat adım adım geri dönüyor

Musul’da yavaş yavaş müzik sesleri de duyuluyor. Tahrip olan yapılar arasında yer alan El Nuri Camii’nin avlusundan ud nağmeleri yükseliyor örneğin. Burası, IŞİD lideri Ebu Bekir el Bağdadi’nin bir zamanlar hutbeden terör tehditleri savurduğu camiydi. Örgüt bölgeyi terk etmek zorunda kaldığında, giderken bu ibadethaneyi de yerle bir etti.

Eskilerin “kıraathane” dedikleri ve günümüzde “edebiyat kafe” olarak tanımlanan mekânlardan ilki, genç girişimciler Fahad Sabah ve Harit Yasin tarafından açıldı. Müzik eşliğinde bir yandan çay ve kahvesini yudumlayan, bir yandan da çalışan ya da bir şeyler okuyan yaşlı-genç, kadın-erkek Musullulara hitap eden Sabah ve Yasin, burada edebiyat söyleşileri ve küçük konserler de düzenlemeyi amaçlıyor.
Musul’da IŞİD’den geriye kalanlar

Temiz, düzenli ve dolu kitap raflarının yanı sıra sanatçı portrelerinin yer aldığı tablolarla bezenmiş mekânlarında insanlara nezih bir ortam sunmayı hedeflediklerini belirten Fahad Sabah, “DAEŞ’ten önce de radikal kesimlerin tehditleri nedeniyle kamuya açık bir kültür ve sanat hayatı imkansızdı. Toplum şimdi çok daha açık. Kafemiz de buna güzel bir örnek teşkil ediyor” diyor. Sabah, “Girip mekânımıza bir bakın; kimler geliyor, burada ne yapıyoruz? Erkek ve kadınların kendilerini evinde gibi hissettikleri kamuya açık ilk mekânı işletiyoruz” diye övünüyor.

Cinsiyet ayrımcılığının uzun bir geçmişinin olduğunu kaydeden genç işletmeci “1980’li yıllara kadar sinemalara kadınlı erkekli gidilebiliyordu. Sonra toplu radikalleşmeye başladı ve kültürel etkinliklerde hızlı bir gerileme başladı” diyor.

Fahad Sabah ve onun gibi düşünenler, geçmişte yapılan hataların tekrarlanmaması için gayret gösteriyor. Ancak gözlemciler, halkın en az yüzde 20’sinin IŞİD ideolojisini ve bunun acımazca uygulanmasını hâlâ desteklediğini tahmin ediyor. Sabah yine de temkinli bir iyimserlik içinde: “İşte bu nedenle hem sorunlarımızı hem de imkânlarımızı iyi kavramalıyız. Bu, çözüm yolunda atılması gereken ilk adım. Kolay olmayacak. Bu yüzden var gücümüzle gayret göstermeliyiz.”

Venedik’te ödüller sahiplerini buldu

Bu yıl 75.’si düzenlenen Venedik Film Festivali muhteşem bir törenle kapanışı yaptı. Festivalin son günü olan 8 Eylül’de ödül kazananlar duyuruldu. Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron’un yönettiği dram filmi ‘Roma’, Altın Aslan’a layık görüldü.

Oscar ödüllü Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron’un yönettiği dram filmi ‘Roma’, 75. Venedik Film Festivali’nin büyük ödülü Altın Aslan’a layık görüldü. ABD merkezli film-dizi yapımcılığı ve dağıtımı alanında iştigal eden Netflix’in desteği ile çekilen siyah beyaz film yönetmenin Meksika’daki çocukluğunu anlatıyor.

Oscar ödüllü Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron’un yönettiği dram filmi ‘Roma’, 75. Venedik Film Festivali’nin büyük ödülü Altın Aslan’a layık görüldü. ABD merkezli film-dizi yapımcılığı ve dağıtımı alanında iştigal eden Netflix’in desteği ile çekilen siyah beyaz film yönetmenin Meksika’daki çocukluğunu anlatıyor.

Törende ‘Gümüş Aslan En İyi Yönetmen Ödülü’ ise komedi-Western türündeki filmi ‘The Sisters Brothers’ ile Fransız yönetmen Jacques Audiard’a verildi. Filmde Joaquin Phoenix ve John C Reilly gibi ünlü oyuncular yer alıyor

Gümüş Aslan Büyük Jüri Ödülü de ‘Köpekdişi’ (Dogtooth) ve ‘The Lobster’ (Istakoz) gibi filmleriyle tanınan, Yunan Yeni Dalga Sineması’nın en önemli temsilcilerinden Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’a ‘The Favorite’ adlı filmi nedeniyle verildi.

En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ‘At Eternity’s Gate’ filminde ünlü Hollandalı ressam Vincent Van Gogh’u canlandıran Oscar ödüllü ABD’li aktör Willem Dafoe’nun oldu.

En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’ne ise Yorgos Lanthimos’un ‘The Favorite’ filminde 18. yüzyılda yaşamış olan Kraliçe Anne’yi canlandırdığı rolüyle İngiliz aktris Olivia Colman layık görüldü.

 

Joel ve Ethan Coen kardeşler Western filmi ‘The Ballad of Buster Scruggs’ ile En İyi Senaryo Ödülü’nü alırken, Jüri Özel Ödülü’ne sömürge dönemi Tasmanya’sında İrlandalı bir mahkum kadın ile ona yardım eden Aborijin bir iz sürücüsünün dostluk ve intikam hikayesine odaklanan ‘The Nightingale’ filmiyle Avustralyalı kadın yönetmen Jennifer Kent layık görüldü. The Nightingale’in baş erkek aktörü Baykali Ganambarr da ‘gelecek vaat eden en iyi aktör ya da aktrise’ verilen Marcello Mastroianni Ödülü’nün sahibi oldu.